<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KeyiFBurda.Net &#187; Saglık</title>
	<atom:link href="http://www.keyifburda.net/category/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.keyifburda.net</link>
	<description>En Güzel Aşklar KeyiF&#039;Te Başlar...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 May 2010 12:09:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Beyine elektrikle depresyon tedavisi</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/beyine-elektrikle-depresyon-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/beyine-elektrikle-depresyon-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 20:49:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan]]></category>
		<category><![CDATA[Archives Of General Psychiatry]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[Fda]]></category>
		<category><![CDATA[Finanse]]></category>
		<category><![CDATA[Hastane]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Sol]]></category>
		<category><![CDATA[Thomas Insel]]></category>
		<category><![CDATA[Tms]]></category>
		<category><![CDATA[Unu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=4029</guid>
		<description><![CDATA[Elektrik akımının depresyonu tedavi edebileceği savunuldu. Tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, beynin belli bir bölgesine belirli bir süre uygulanacak olan elektrik akımının depresyonu tedavi edebileceği savunuldu. Archives of General Psychiatry adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, beynin belli bir bölgesine elektrik akımı uygulamayı öngören Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) adlı yöntem, depresyona karşı kullandığı ilaçtan sonuç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elektrik akımının depresyonu tedavi edebileceği savunuldu. </p>
<p>Tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, beynin belli bir bölgesine belirli bir süre uygulanacak olan elektrik akımının depresyonu tedavi edebileceği savunuldu.</p>
<p>Archives of General Psychiatry adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, beynin belli bir bölgesine elektrik akımı uygulamayı öngören Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) adlı yöntem, depresyona karşı kullandığı ilaçtan sonuç alamayan insanlara önerilebilecek.</p>
<p>Amerika Gıda ve İlaç Kurumu (FDA), 2008 yılında TMS yöntemine yeşil ışık yakmıştı. Bununla birlikte çok sayıda doktor yöntemin başarısı konusunda kuşkusunu dile getirmişti.</p>
<p>TMS yöntemiyle, beyne şok manyetik uyarılar gönderilerek, beynin önceki sağlam durumuna dönmesi amaçlanıyor. Tedavi, 37,5 dakikada 3 bin atış veren bir elektromanyetik bobinin beynin sol tarafındaki ruh halini düzenleyen serebral şebekeleri uyarma işlemi olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Söz konusu yöntemle ilgili araştırmayı kaleme alan Doktor Mark George, yaptıkları araştırmanın, yöntemle ilgili tartışmalara son vereceği görüşünü dile getirdi. George, &#8220;Artık TMS yöntemini başka psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisi için geliştirmeye devam edebiliriz&#8221; diye konuştu.</p>
<p>TMS yöntemi, araştırmaya göre güvenli bir şekilde bir doktor muayenehanesinde uygulanabilir ve bu tedavi yönteminin elektroşok gibi daha ağır tedavi yöntemlerinden çok daha az yan etkisi var. Araştırma, TMS&#8217;nin yan etkilerinin baş ağrısı ve göz kasılması olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Araştırmacılar, hastane ortamında, TMS yönteminin iki safhada 190 kişide denendiğini ve bu kişilerden yaklaşık yüzde 30&#8242;unu depresyondan kurtulabildiğini kaydetti.</p>
<p>TMS ile ilgili araştırmayı finanse eden Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsünün Müdürü Thomas Insel, TMS&#8217;nin ilk beklentilere tam cevap vermemiş olsa bile, bu yöntemin kişide ağır sarsıntılara yol açabilen diğer yöntemlerin yerini alabileceğini ve en azından başka tedavi yöntemlerine cevap vermeyen depresyon hastalarında uygulanabileceğini söyledi. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/beyine-elektrikle-depresyon-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Reçetesiz satılmayacak!</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/recetesiz-satilmayacak.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/recetesiz-satilmayacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 20:46:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=4026</guid>
		<description><![CDATA[Bakanlık, bu ağrı kesicinin reçetesiz satılmaması için genelge yayımladı. Sağlık Bakanlığı, kodeine eşdeğer madde içeren &#8216;Parakodin&#8217; adlı ağrı kesici ilacın reçetesiz satılmaması için genelge yayımladı. Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanarak, 81 ilin sağlık müdürlüklerine, ilgili sağlık kuruluşlarına, ilaç depolarına ve Türk Eczacılar Birliği&#8217;ne gönderilen genelgeye göre, &#8216;Parakodin Tablet&#8221; adlı ilaç, içerisinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bakanlık, bu ağrı kesicinin reçetesiz satılmaması için genelge yayımladı.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı, kodeine eşdeğer madde içeren &#8216;Parakodin&#8217; adlı ağrı kesici ilacın reçetesiz satılmaması için genelge yayımladı.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanarak, 81 ilin sağlık müdürlüklerine, ilgili sağlık kuruluşlarına, ilaç depolarına ve Türk Eczacılar Birliği&#8217;ne gönderilen genelgeye göre, &#8216;Parakodin Tablet&#8221; adlı ilaç, içerisinde kodeine eşdeğer &#8220;kodein fosfat hemihirat&#8221; bulunması nedeniyle &#8216;Normal reçete ile verilecek izlemeye tabi ilaçlar&#8217; kapsamına alındı.</p>
<p>Vatanın haberine göre, Genelgeye göre, Parakodin artık reçete olmadan satılamayacak. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/recetesiz-satilmayacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yapay soluk borusu nakledildi</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/yapay-soluk-borusu-nakledildi.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/yapay-soluk-borusu-nakledildi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Apr 2010 14:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[Biyo]]></category>
		<category><![CDATA[Doktor]]></category>
		<category><![CDATA[Doktorlar]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Ilke]]></category>
		<category><![CDATA[Iran]]></category>
		<category><![CDATA[Iyi]]></category>
		<category><![CDATA[Organa]]></category>
		<category><![CDATA[Silah]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay soluk borusu nakledildi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Bir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3918</guid>
		<description><![CDATA[Füze ve silah ile gündeme gelen İran, bu kez sağlıkta dünyada bir ilke imza attı. İranlı doktorlar dünyada ilk kez, yapay bir soluk borusu geliştirerek 29 yaşındaki bir kadın hastaya nakletti. Son yıllarda sık sık başta nükleer bomba olmak üzere her türlü füze ve silah geliştirme çabalarıyla gündeme gelen İran, bu kez sağlık alanında dünyada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Füze ve silah ile gündeme gelen İran, bu kez sağlıkta dünyada bir ilke imza attı. </strong></p>
<p>İranlı doktorlar dünyada ilk kez, yapay bir soluk borusu geliştirerek 29 yaşındaki bir kadın hastaya nakletti.</p>
<p>Son yıllarda sık sık başta nükleer bomba olmak üzere her türlü füze ve silah geliştirme çabalarıyla gündeme gelen İran, bu kez sağlık alanında dünyada bir ilke imza attı. İranlı doktorlar dünyada ilk kez yapay bir soluk borusu geliştirerek bir hastaya nakletti. </p>
<p>Fars Haber Ajansı’nın haberine göre, Tahran’da bulunan Şehit Beheşti Tıp Bilimleri Üniversitesi bilim adamları, “biyo-yapay” malzemelerden yaptıkları soluk borusunu, bir süre önce getirdiği trafik kazasında soluk borusunu kaybeden 29 yaşındaki bir kadın hastaya başarıyla nakletti. </p>
<p>Üniversitenin doku geliştirme bölüm başkanı Doktor Celalettin Anghavi, hastanın soluk borusunun zarar gören kısımlarının kalıbını çıkarıp bu kalıbın üstüne nano-kapsüllerden oluşan bir doku enjekte ettiklerini belirterek, bu kapsüllerin kısa zamanda büyümü faktörleri salıp gelişerek 21 ila 28 günde yeni bir doku oluşturduğunu bildirdi.</p>
<p>Doktor Anghavi, hastanın halen iyi durumda olduğunu ve yapay organa karşı herhangi bir olumsuz tepki vermediğini kaydetti. İranlı doktorlar, yeni yöntemin kötü huylu tümörlerin tedavisinde de kullanılabileceğini bildirdi.</p>
<p>İngiltere&#8217;de de geçtiğimiz ay 10 yaşındaki bir erkek çocuğuna, kök hücre yöntemiyle soluk borusu nakli ameliyatı yapılmıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/yapay-soluk-borusu-nakledildi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni morglar hayat kurtaracak</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/yeni-morglar-hayat-kurtaracak.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/yeni-morglar-hayat-kurtaracak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 23:45:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[morg]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni morglar hayat kurtaracak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3731</guid>
		<description><![CDATA[Ankara&#8217;da bir firmanın ürettiği &#8216;mobil morg ünitesi&#8217;, içine yerleştiren özel sistem sayesinde “öldü” denilerek morga konulan kişideki yaşam belirtisini algılayarak görevlileri ikaz ediyor. &#8220;Öldü sanılıp morga konan bebek yıkanırken canlandı.&#8221;, &#8220;Trafik kazasında öldü sanılıp morga kondu, kendi imkanlarıyla çıktı&#8221; gibi haberlerin bir daha yaşanmaması için geliştirilen bu sistem, cenaze kabini içerisindeki hayat belirtilerini algılayarak, görsel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ankara&#8217;da bir firmanın ürettiği &#8216;mobil morg ünitesi&#8217;, içine yerleştiren özel sistem sayesinde “öldü” denilerek morga konulan kişideki yaşam belirtisini algılayarak görevlileri ikaz ediyor.</strong></p>
<p>&#8220;Öldü sanılıp morga konan bebek yıkanırken canlandı.&#8221;, &#8220;Trafik kazasında öldü sanılıp morga kondu, kendi imkanlarıyla çıktı&#8221; gibi haberlerin bir daha yaşanmaması için geliştirilen bu sistem, cenaze kabini içerisindeki hayat belirtilerini algılayarak, görsel ve işitsel olarak görevli personelleri uyarıyor. Sağlık çalışanları da anında müdahale edip bir insanın ölmeden mezara konulmasının önüne geçiyor.</p>
<p>Morg üniteleri, tıbbi cihazlar, anatomi salon ekipmanları ve cenaze hizmet araçları üreten BNT firması Genel Müdürü Tuncer Okur, Konya&#8217;da katıldığı “Konya Kent 2010” fuarında, 35 yıldır hizmet verdiklerini söyledi. Hastane sektörüne yönelik hizmetler verdiklerini ifade eden Okur, yaklaşık 10 yıl önce bir yakınının cenazesini almak için gittiği hastanenin morgunda karşılaştığı olumsuz tablo ve çektiği sıkıntıların ardından, insanların bu zorluklarla karşılaşmaması için morg üniteleri üretmeye başladıklarını anlattı.</p>
<p>Okur, sanayicilerin bu alana fazla ilgi göstermediğine işaret ederek, morg üniteleri üretirken, öncelikle hastanelerdeki cenazelerin muhafaza koşullarını iyileştirmeyi ve orada çalışan görevlilerin olası bir bulaşıcı hastalığa yakalanma risklerini önlemeyi amaçladıklarını vurguladı.</p>
<p>Tuncer Okur, bu amaçla mobil morg üniteleri yapımında farklı çalışmalar gerçekleştiklerini ifade ederek, “Cenazelerin morglardan transferi için lifter geliştirdik. Lifter sayesinde cenazeyi bir bayan bile tek başına morg ünitesinden alabiliyor” dedi.</p>
<p>Mobil morg ünitelerini teknolojiye uygun bir şekilde yenilediklerini dile getiren Okur, şunları kaydetti:</p>
<p>“Mobil morg ünitelerinin tasarımında teknolojik yenilikleri ön planda tutuyoruz. Ürettiğimiz morglar komple demonte edilebiliyor. Demonte edilmesi, temizlik noktasında avantaj sağlıyor. Bazı sistemlerde morg ünitesi arızalandığında, kişinin morgun içine girmesi gerekiyor. Bu da o morgun içine giren görevlinin bulaşıcı hastalığa yakalanma riskini ortaya çıkarıyor. Demonte morg üniteleri ile morgdaki arızaya dışarıdan müdahale edilmesini sağlayarak, bulaşıcı hastalık riskini ortadan kaldırıyoruz. Ayrıca bu sisteme bazı eklemeler yaparak, sistemi hastanenin otomasyon sistemi ile de takip edebiliyoruz.”</p>
<p>YAŞAM BELİRTİSİNİ ALGILIYOR</p>
<p>Okur, geliştirdikleri ve kısa süre önce patentini aldıkları sistem sayesinde “insanların ölmeden mezara girmesini engellemeye çalıştıklarını” söyledi. Sistemi uzun uğraşlar sonucunda geliştirdiklerini anlatan Tuncer Okur, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Mobil morg ünitesine yerleştirdiğimiz bir düzenek sayesinde, &#8216;öldü&#8217; denilerek morga koyulan hastada yaşam belirtisi olduğunda görevliler uyarılıyor. Öldüğü sanılarak morga konulan kişinin en ufak bir hareketinde, ünite içinde kamera gibi gözetleme yapan düzenek harekete geçerek görevlilere bilgi veriyor. Uyarı uzun siren sesi veya istenilen bölümün elektriklerinin kapatılıp açılması şeklinde gerçekleşiyor. Temennimiz bu tip hataların hiç olmaması, ancak olduğu zaman bu morg hayat kurtarıyor. Sistemi fuarlarda tanıtıyoruz. Amacımız bu morg ünitelerini dünyaya satmak. İkili bir üniteden oluşan bu modelin fiyatı 10 bin lira civarında.”</p>
<p>Dünyanın ilk demonte morg ünitelerini yaptıklarını kaydeden Okur, “nefes alıp vermeye duyarlı morg geliştirmek için çalışma yaptıklarını” bildirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/yeni-morglar-hayat-kurtaracak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Varisten kurtulmanın yolları!</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/varisten-kurtulmanin-yollari.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/varisten-kurtulmanin-yollari.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Apr 2010 17:38:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi yolları]]></category>
		<category><![CDATA[Varis]]></category>
		<category><![CDATA[Varisten kurtulmanın yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3695</guid>
		<description><![CDATA[< Eğer akşam saatlerinde artan bacak ağrılarınız ve şişlikleriniz, gece ortaya çıkan kramplarınız varsa, varis tehlikesi ile karşı karşıya olabilirsiniz. Estetik olarak hoş olmayan bir görüntüye neden olduğu için, özellikle kadınların en büyük sorunlarından biri olan varisler, aynı zamanda sağlık açısından da önemli bir problem. Eğer akşam saatlerinde artan bacak ağrılarınız ve şişlikleriniz, gece ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>< <strong>Eğer akşam saatlerinde artan bacak ağrılarınız ve şişlikleriniz, gece ortaya çıkan kramplarınız varsa, varis tehlikesi ile karşı karşıya olabilirsiniz.</p>
<p>Estetik olarak hoş olmayan bir görüntüye neden olduğu için, özellikle kadınların en büyük sorunlarından biri olan varisler, aynı zamanda sağlık açısından da önemli bir problem. Eğer akşam saatlerinde artan bacak ağrılarınız ve şişlikleriniz, gece ortaya çıkan kramplarınız varsa, varis tehlikesi ile karşı karşıya olabilirsiniz.</p>
<p>Genellikle, vücudun en fazla basınç altında kalan bölgesi olan bacakların alt kısımlarında görülen varise neden olan faktörlerin başında genetik yatkınlık, çevresel nedenler ve hormon ilaçları geliyor. Varisten kurtulmak için lazerden cerrahi yöntemlere kadar birçok tedavi seçeneği bulunuyor. Ancak varis, çok nadir olsa da bazen damarlardaki kanın pıhtılaşmasına neden oluyor. Hareketsizlik nedeniyle damarın içinde pıhtılaşan kanın akciğere gitmesi ölüme bile yol açabiliyor.</p>
<p>Ancak varis tedavisinde yeni bir tedavi yöntemi olan köpükle (foam) çok başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu&#8217;na varisin nedenlerini ve tedavi yöntemlerini sorduk.</p>
<p><strong>Varis nedir, nasıl oluşur?</strong><br />
Varis, vücudun özellikle de bacakların toplardamar sisteminin iyi çalışmaması sonucu ortaya çıkar. Bacaklardaki toplardamarlar hem derinden, hem de yüzeyden geçerler. İşte bu yüzeyden geçen toplardamarların görünür hale gelmesiyle mavi-mor renkli varis damarları oluşur. Her toplardamarın içinde kanın yalnız tek yönlü, aşağıdan yukarı yani kalbe doğru akmasını sağlayan kapakçıklar vardır. Ayağa kalkıldığı zaman o kapakçıklar kapanıp kanın geriye kaçmasına engel olur. Bu kapakçıklar iyi çalışmadığı zaman kişi ayağa kalktığında kan, bacaklarına geri döner ve buradaki damarların basıncını artırır. Basıncı artan damar da genişleyip, dışarıdan görünür hale gelir.</p>
<p><strong>Varisin belirtileri nelerdir?</strong><br />
Variste yani tıp dilindeki adıyla venöz hastalıklarda ilk şikâyetler en fazla bacakların görüntüsünün bozulması gibi kozmetik nedenlerdir. Genellikle bu görüntü değişikliklerine özellikle günün ilerleyen saatlerinde artan ağrı eşlik eder. Bacaklarda kaşıntı, gece krampları ve şişlikler de sık görülen şikâyetler arasındadır. Ayrıca varis damarları ciltte çatlamalara ve kanamalara sebep olabilir. Hatta bu damarlar mikrop kaparsa, bacaklarda yaralar ve kahverengi lekeler de oluşabilir. Bu lekeler varis damarlarından kanın sızmasına bağlı olarak daha çok ayak bileklerinde görülür.</p>
<p>Ancak çok nadir görünse de, varis oluşumun en önemli belirtileri arasında kanın pıhtılaşması gelir. Hareketsizlik nedeniyle damarın içindeki kan akımı kıvrım kıvrım genişlemiş damarın içinde yavaş olacağı için pıhtılaşmaya eğilimli olur. Pıhtılaşan bu kanın akciğere gitmesine emboli denir. Özellikle uzun uçak yolculuklarında rastlanan bu durum, çay, kahve ve alkol tüketimine bağlı olarak vücudun su kaybetmesiyle daha da artar. Bu durum ölüme bile yol açabilir. Bu yüzden uzun yolculuklara çıkan, doğum kontrol hapı veya östrojen hormonu kullanan insanlarda pıhtı oluşumu daha da artabilir.</p>
<p><strong>Varis tedavi edilmezse ne olur?</strong><br />
Varis tedavi edilmediği zaman sürekli ilerleyerek daha da görünür hale gelir. Bazı varisler mikrop kapıp yaraya neden olabileceği gibi, bazı varislerde böyle bir durum görülmez. Ayrıca variste tedavi gecikirse şeker, tansiyon, kalp gibi yandaş hastalıklar oluşur. Bu hastalıklar da tedaviyi zorlaştırır.</p>
<p><strong>Tanısı nasıl konur?</strong><br />
Varis, tüm dünyada ortalama yüzde 25 civarında, yani dört kişiden birinde görülür. Bizim ülkemizde de 20-25 milyon kişide bu hastalığın olduğu bilinmektedir. Bacaklarında damar görüntü değişikliği, şişlik, yara şikâyetleri olan kişilerin özellikle toplardamar tetkikleri çok detaylı bir şekilde yapılmalı. Şikâyete sebep olan faktörün ne olduğunu bulmak için doppler ultrasonografi tetkiki yapılır. Doppler, toplardamarların içindeki kapakların hareketini, kanın akışını ve yönünü gösterir. Böylelikle kan sadece kalbe doğru mu gidiyor, yoksa ayağa kalkmakla ve ıkınmayla ters yöne mi kaçıyor bu alet sayesinde anlaşılır. Doppler ultrasonografi, hamilelik ve safra kesesi muayenesinde kullanılan ultrasona benzeyen, acı vermeyen, çok basit bir alet. Ultrason çekilirken hasta ayağa kaldırılır ve ıkındırılır. Böylelikle bacaklardaki kapakların kanı geriye kaçırıp kaçırmadığı, nereden nereye kaçırdığı gibi tetkikler yapılır.</p>
<p><strong>Varis oluşumuna neden olan faktörler nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Genetik faktörler:</strong> Genetik yatkınlığın varis oluşumunda etkili olup olmadığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, her hastalıkta olduğu gibi varisin ortaya çıkmasında da genetik nedenler olduğu düşünülüyor. Genetik nedeniyle ortaya çıkan varislerde kişinin annesinde, babasında, kardeşlerinde, teyze veya halasında varis varsa, kendisinde de varis olma ihtimali artıyor.Çevresel faktörler: Hastalığa sebep olan diğer bir neden de çevresel faktörler. Hareketsiz yaşam tarzı varislerin daha çabuk ve daha abartılı bir şekilde açığa çıkmasına sebep oluyor. Özellikle sürekli ayakta veya oturarak yapılan işlerde bacak adeleleri hiç çalışmadığından varis oluşumu artıyor. Bu durum büro çalışanlarında, kuaförlerlerde ve öğretmenlerde çok görülür. Ancak sürekli hareket halinde olan, spor yapan, kilo almayan insanlarda ailevi eğilim olsa bile, varis oluşumu hem daha az şiddette olur, hem de gecikebilir.</p>
<p><strong>Hormon ilaçları:</strong> Hormon ilaçlarının içindeki birtakım maddeler damarların yumuşamasına sebep oluyor. Yumuşayan damarlar da daha çabuk genişler ve görünür hale geliyor.</p>
<p><strong>Varis olan hastalar nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>*Varis hastalarının ayakta veya oturarak uzun süre kalmamaları, arada bir 5-10 adımla da olsa yürümeleri veya parmak ucuna kalkarak baldır hareketleri yapmaları gerekiyor.<br />
* Bu hastalar spor yapmalılar ve haftada üç kez, 30-45 dakika yürümeliler.<br />
* Banyoda sıcak suyla yakındıktan sonra bacaklarına nispeten soğuk suyla masaj yapmalılar. Saunanın bir zararı yok. Ancak 8-10 dakikalık seanslar sonrasında vücuda ve özellikle de bacaklara yine mutlaka soğuk suyla masaj yapılması gerekiyor.<br />
* Güneşin ve denizin hiçbir zararı yok. Güneşlenip çok fazla ısınmadan sık sık denize girmek bacakları rahatlatır.<br />
* Lifli gıdalarla beslenmeliler. Kafeini mümkün olduğu kadar kullanmamalılar.<br />
* Özellikle E vitamininden zengin gıdalar toplardamarları kuvvetlendiriyor.<br />
* Varisli hasta gebe kaldığında varisleriyle ilgili bir doktora danışmalı ve mutlaka gebeliği boyunca varis çorabı giymeli. Egzersiz yapmalı, normalin üstünde kilo almamalı.</p>
<p><strong>Tedavi metotları nelerdir?</strong></p>
<p>Varis tedavisinde son 10 seneye kadar en bilinen yöntem cerrahi müdahaleydi. Özellikle çok kıvrımlı ve geniş olan damarlarda ameliyat tek çare olarak görülüyordu. Ancak eğer hastalık başlangıç noktasında yakalanırsa çok daha kolay iki yöntem bulunuyor. Bu yöntemlerden ilki damara lazer sokup, yakarak damarın devre dışı bırakılması. Bu yöntem ataküstü ve günübirlik yapılıyor. Diğer ve çok yeni bir yöntem olan iğneyle damarın içine girip, ilaçla damarı yakma işlemine de köpük (foam) deniliyor. Köpük denilen kimyasal sıvı, yakıcı bir ilaç olduğundan damarın içine verildiğinde damarı yakıyor. Sıvı da damara verilmeden önce hava ile karıştığı için deterjan gibi köpürüyor. İlacın bu köpükleşmiş şekli daha da etkili oluyor. Bu yönteme sklerozan da deniliyor. İşlem çok kısa ve ağrısız, komplikasyon görülme ihtimali çok çok az ve işlem sadece 10 dakika sürüyor. İşlemden hemen sonra hasta ayağa kalkarak, günlük hayatına devam edebiliyor.</p>
<p><strong>Varis çorapları işe yarıyor mu?</strong><br />
Varis çorapları çok faydalıdır. Ancak bu çoraplar basınçlı olduğundan bacağa normal çorapların 10-20 misli basınç uygularlar. Ayrıca giyilmesi çok zor olduğundan ilave bir giyme aparatına ihtiyaç duyulur ya da giyerken birinin yardımının alınması gerekir. Bu çoraplar giyilince, damarı dışarıdan bastırır ve damarlardaki kapakların kanı kaçırmasını engeller. Çorap giyildiği sürece ameliyat olmuş gibi rahat edilir, ancak çorap çıkarıldığında şikâyetler devam eder. Yani sürekli bir tedavi ediciliği yoktur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/varisten-kurtulmanin-yollari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilinçaltınızı kontrol edin!</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/bilincaltinizi-kontrol-edin.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/bilincaltinizi-kontrol-edin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 01:15:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinçaltınızı kontrol edin!]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[zihin gücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3676</guid>
		<description><![CDATA[Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı sorunların bilinçaltımızdan kaynaklandığını hep dile getiririz; ancak kaçımız, bilinçaltımızı ikna edebileceğimizin farkındayız? Gün içindeki davranışlarımızın, yaşadığımız duyguların ve içine düşmüş olduğumuz durumların çoğu bilinçaltımızın kontrolü altında gerçekleşiyor. Yaşamımız boyunca edindiğimiz alışkanlıklarımızın tümü, hep bilinçaltımıza kaydediliyor. Bir müzik enstrümanı çalmayı veya araba kullanmayı öğrenmek ya da bir bebeğin yürümeyi öğrenmesi bilinçaltının yardımıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı sorunların bilinçaltımızdan kaynaklandığını hep dile getiririz; ancak kaçımız, bilinçaltımızı ikna edebileceğimizin farkındayız?</strong></p>
<p>Gün içindeki davranışlarımızın, yaşadığımız duyguların ve içine düşmüş olduğumuz durumların çoğu bilinçaltımızın kontrolü altında gerçekleşiyor. Yaşamımız boyunca edindiğimiz alışkanlıklarımızın tümü, hep bilinçaltımıza kaydediliyor. Bir müzik enstrümanı çalmayı veya araba kullanmayı öğrenmek ya da bir bebeğin yürümeyi öğrenmesi bilinçaltının yardımıyla gerçekleşiyor. Bu eylemler alışkanlık haline geldikten sonra, bilinçaltı bunları otomatik şekilde yapmaya başlıyor. Örneğin, bisiklete binmeyi öğrendiniz. Birçok kez bisiklet kullandıktan sonra artık bisiklete binerken yaptığınız hareketlerin çoğu, bilinçaltının emirleriyle otomatik hale geliyor. Üstelik bilinçaltınızın nasıl bir yer olduğunun farkına vararak, onu yönlendirebilmeniz elinizde.</p>
<p>BİLİNÇALTI NEDİR?</p>
<p>Bilincimiz, yaşamak istediklerimizi ortaya koysa da, farkında olmadan hayatımızı yönlendirebilen bir de bilinçaltımız var. Bilinçaltı, beynimizin farkında olmadığı kısmıdır. Bir bakıma hafıza depomuzdur. Bilinçaltı, vücudumuzdaki birçok faaliyetin otomatik ve düzenli biçimde yürümesini sağlıyor. Suçluluk, endişe duygusu, kapana kısılmışlık, çaresizlik gibi olumsuz duygular bilinçaltımızdaki inanç kalıplarıyla birleşiyor ve sinir ağı yoluyla bedenimizin belirli bir bölgesine yönlendiriliyor. Çoğu zaman bilinçaltımıza yaptığımız kodlamalar yüzünden birçok hastalığa sebep olabiliyoruz. Örneğin, kanserin pek çok türü, bilinçaltımıza attığımız ve zihnimizde unutmayı ya da düşünmemeyi seçtiğimiz duygular yüzünden ortaya çıkıyor.</p>
<p>BİLİNÇALTINDA NELER VAR?<br />
Buz dağının suyun üzerindeki bölümü bilinç, günlük karar verme süreçlerinde, akılcı düşünce yoluyla ne yapacağımızı ve nasıl yapacağımızı tahmin etmemize yardım ediyor. Bilinçaltı, buz dağının suyun altında kalan bölümüdür ve zihnin daha büyük bir bölümünü oluşturur. Bilinçaltı, öğrenilmiş davranışın tekrar edilmesiyle ilgileniyor. Bilinçaltında, daha çok yüzleşmek istemediğimiz anılanınız, alışkanlıklarımız, korkularımız yer alıyor. Birey çoğu zaman hatırlamak istemediği deneyimlerini bilinçaltına atıyor ve orada tutuyor. Bunu hatırlatacak bir etken olduğunda ise ortaya çıkıyor ve bizlere olumsuz duygular yaşatabiliyor.</p>
<p>BİLİNÇALTINIZI YÖNLENDİRMENİN YOLLARI<br />
Başkalarını dinlemeyin<br />
Çevrenizdeki birinin, size sürekli işe yaramadığınızı söylediğini düşünün. Bu yanlış bir düşünce bile olsa, tekrar tekrar dile getirilmesi nedeniyle bilinçaltınıza yerleşiyor ve beraberinde gelen cesaret kırıklığı ve öfke duygularıyla birlikte orada saklanıyor. Daha sonra hâlâ bu suçlama devam ediyorsa, bu kez kişi, kendisinin gerçekten işe yaramaz biri olduğunu düşünmeye başlıyor. Bu sefer de karşılaşılan her yeni durumda bilinçaltınız size otomatik olarak bu mesajı vermeye başlıyor. Böylece işe yaramaz olduğunuza inandığınız için, ele aldığınız her durum için nasılsa başarısız olacağım düşüncesini taşıyarak gerekli çabayı göstermemeye başlıyorsunuz. Size söylenen tamamen yanlışken, başkalarını dinlediğiniz için bu sefer gerçek oluyor. Bu yüzden kendi düşüncelerinize değer vermeniz en doğrusu.</p>
<p>Bilincinizin farkında olun<br />
Bilinçaltı 0-5 yaş arası yoğunluk olmak üzere 5-10 yaş arasında anne-bana tarafından ve yakın çevremiz tarafından kodlanıyor. Bu kodlamanın ardından 25 yaşına kadar uykuya yatıyor. Bu yaştan sonra davranış modellerimizi etkilemeye başlıyor; bu durumu değiştirebilmemiz elimizde. Geçmişe bağlı koşullanmaların sonucuyla, çoğunlukla isteklerimizi hayata geçirmeyi bazı duygu ve davranışlarımızla engelliyoruz. Eğer yaşamımız sadece bilinçli düşüncelerle şekillenseydi hayatımızın her alanında başarılı olmamız kolay olabilirdi. Bu yüzden bilinçaltınızda sizi yanıltan düşünceleri göz ardı etmeyi öğrenin.</p>
<p>Kendinizi telkin edin<br />
 Bilinçaltı, neyin gerçek olduğunu, neyin olmadığını bilemez. Bilinçaltımız, yönlendirdiğimiz her şeyi bir emir olarak algılıyor ve buna göre hareket ediyor. Kendi kendimize tekrar ettiğimiz şeylerin hangisinin mantıksız, hangisinin mantıklı olduğunu da ayırt edemiyor. Kısacası, siz neyi gün boyunca tekrar ediyorsanız onu doğru olarak algılıyor ve bilinçatınız da depoluyor. Bu yüzden bilinçaltınıza, sizi sakinleştirecek ve mantıklı olan düşünceleri gün boyunca telkin ederseniz, olumsuz tüm düşüncelerden kurtulacaksınız.</p>
<p>Şartlanmalardan kurtulun<br />
Bütün alışkanlıklar, daha önce beynimize yerleşen şartlanmanın oluşturduğu takım programlardır. Eski bir alışkanlığı değiştirmek için, kendimizi eskiden şartlandırdığımız düşünceyi bulup, yerine yararımıza olacak düşünceleri koymak yerinde olacaktır.</p>
<p>Olumlu düşünün<br />
Davranışlarınızı olumlu yönde etkilemek istiyorsanız bunu ancak bilinçaltınızın yardımıyla yapabilirsiniz. Çünkü tekrarlanan düşünceler, bilinçaltı zihninizde kök salarlar. Sürekli tekrarlanan olumsuz düşünceler ise olumsuz sonuçlar yaratır. Bu sebeple ne kadar olumlu düşüncelere sahip olursanız, bir o kadar bilinçaltınızda olumlu deneyimleriniz olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/bilincaltinizi-kontrol-edin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlığımıza Çok Faydalı Bakteriler</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/sagligimiza-cok-faydali-bakteriler.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/sagligimiza-cok-faydali-bakteriler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 15:52:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlığımıza Çok Faydalı Bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlığımıza Çok Faydalı Bakteriler oku]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3639</guid>
		<description><![CDATA[Normal bir insan vücudunda 100 trilyon bakteri bulunduğunu biliyor musunuz? Peki bu kadar çok bakteri bizi neden hasta etmiyor? Antibiyotikler bu bakterileri yok etmiyor mu? İşte cevapları: Forbes.com sitesinde yer alan hebere göre, araştırmacılar, bakterilerin sağlığınız için önemli olduğuna inanıyorlar. İyi bakterilerin şeker hastalığından, astımdan koruduğunu, immün sisteminin işleyişine yardım ettiğini ve hatta gırtlak kanserine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Normal bir insan vücudunda 100 trilyon bakteri bulunduğunu biliyor musunuz? Peki bu kadar çok bakteri bizi neden hasta etmiyor? Antibiyotikler bu bakterileri yok etmiyor mu? İşte cevapları:<br />
Forbes.com sitesinde yer alan hebere göre, araştırmacılar, bakterilerin sağlığınız için önemli olduğuna inanıyorlar. İyi bakterilerin şeker hastalığından, astımdan koruduğunu, immün sisteminin işleyişine yardım ettiğini ve hatta gırtlak kanserine karşı da koruyucu rol oynadığını belirten bilimadamları, önemsiz hastalıklarda sık sık kullandığınız aşırı antibiyotiğin ise, iyi bakterilerin kökünü kazıyabildiğini ve obezite oranlarının artmasına neden olabileceğinin de altını çizen araştırmacılar, iyi bakterilerin sağlıklı kalmanıza yardımcı olmaları için yapabileceklerinizi şöyle açıklıyorlar: </p>
<p>Zayıf kalmak: Cornell Üniversitesi&#8217;nde görevli bilimadamlarına göre, aşırı kilolu insanların sindirim yolundaki bakteriler farklı bir karışım halinde bulunuyorlar. Bakteriler, tam tahıllı gibi karmaşık karbonhidratların hazmedilmesine yardım ediyor. Bağırsaklarda iki tür bakteri (Firmicutes ve bacteriodetes) temel rol oynuyor. Bacteroides, zarları sfingolipidleri içeren nadir bakteriyal organizmalardandır. Bacteroides türleri, bağırsakta koloni oluşturan potansiyel patojenleri ayrı tutuyor, böylece ev sahibine faydalı oluyorlar. Bu bakteri, zayıf insanlarda daha hakim orandadır. Aşırı kilolu insanlarda ise Firmicutes yüzdesi daha yüksek. </p>
<p>Şeker hastalığını önlemeye çalışma: Geçen yıl Nature dergisinde yayınlanan ve Chicago Üniversitesi&#8217;nde yapılan araştırmada, sağlam bağırsak bakterisine sahip olmanın farelerde genetik olarak şeker hastalığı gelişimini önleyebildiği belirtiliyor. Aynı tip bağırsak bakterisinin insanlarda şeker hastalığını önleyip önlemediği ise henüz tam olarak aydınlatılamadı. </p>
<p>İlaçların etkisini artırabilirsiniz: 2008 yılında Londra&#8217;da Imperial College&#8217;taki araştırmacılar, yüksek oranda belirli bağırsak bakterisine sahip olanların asetaminofeni (Parasetamol türevi bir analjeziktir. Analjezik ve antipiretik etkileri aspirininkine benzer, ancak antiinflamatuar etkisi zayıftır. Tylenol&#8217;un aktif içeriği) daha yavaş metabolize ettiklerini buldular. Araştırmacılar, bağırsak bakterisi popülasyonlarının ilaçları daha etkili yapmak ve yan etkilerini önlemek için bilinçli olarak yönlendirilebileceğini açıklıyorlar. </p>
<p>Enfeksiyonu önleme: İyi bakteri katmanları bizi kötü olanlardan koruyor gibi görünüyor. Büyük klinik deneyler, penis üzerinde yaşayan bazı tür bakterilerin sünnet yoluyla ortadan kalkmasının HIV&#8217;in taşınma olasılığını düşürdüğünü gösteriyor. </p>
<p>Bakteriler iyileştiğinizi gösteriyor: Geçtiğimiz Kasım ayında Nature dergisinde yer alan ve UC-Davis Üniversitesi&#8217;ndeki araştırmacılar tarafından gerçekleştirilen çalışmada, cilt yüzeyinde yaşayan belirli bakterilerin cildi, önemsiz kesiklerden ya da çürüklerden kaynaklanan iltihabı önleyen bir kimyasal ürettiğini belirttiler. Kesik, bakteriyal tabakanın alt katına geçerse, cildiniz şişecektir. Egzema gibi deri hastalıklarında, bilimadamları bu sistemin bozulabileceğini ve karmakarışık olabileceğini tahmin ediyorlar. </p>
<p>Gırtlak kanserini önleme: Helikobakter pilori, mide ve oniki parmak bağırsağının çeşitli alanlarında yerleşen bir bakteridir. Mide ülserinin temel nedeni olan bakteriyi, doktorlar antibiyotikle imha ediyorlar. Fakat, bunun yanında H.pylori bakterisinin faydalı etkisi de bulunuyor. Epidemiyolojik verilere ve laboratuar çalışmalarına göre, bu bakteri sizi reflü hastalığı ile gırtlak kanserinin bazı türlerine karşı koruyor. </p>
<p>Alerjilere karşı korunma: Michigan Üniversitesi&#8217;nde görevli mikrobiyolog Gary Huffnagle tarafından yapılan araştırmaya göre, bağırsak bakterileri antibiyotikler tarafından bozulan farelerde alerji görülme riskinin daha fazla olduğu bulundu. Bir teoriye göre, immün sistemi, toksinleri ortadan kaldırmak için bağırsak bakterilerini kullanıyor. Bu sistem bozulduğunda ise allerji ortaya çıkıyor</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/sagligimiza-cok-faydali-bakteriler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlaçların bilinmeyen Tehlikeli Yan etkileri</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/ilaclarin-bilinmeyen-tehlikeli-yan-etkileri.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/ilaclarin-bilinmeyen-tehlikeli-yan-etkileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 21:46:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların bilinmeyen Tehlikeli Yan etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3385</guid>
		<description><![CDATA[Hastalığa deva diye başvurduğumuz ilaçlar, doktor tavsiyesiyle kullanılsalar bile yan etkilere yol açabiliyorlar. Aralarında kumar bağımlılığı yapan ilaçların bile olduğunu duyup da şaşırmamak mümkün değil… Aralarında kumar bağımlısı yapan, uyurken telefonla konuşturan da var, idrarı kırmızı, yeşil ya da mora boyayan da. İlaçların türüne bakmaksızın, en yaygın yan etkiler arasında bulantı ve kusma, alerjik reaksiyon, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hastalığa deva diye başvurduğumuz ilaçlar, doktor tavsiyesiyle kullanılsalar bile yan etkilere yol açabiliyorlar. Aralarında kumar bağımlılığı yapan ilaçların bile olduğunu duyup da şaşırmamak mümkün değil…<br />
Aralarında kumar bağımlısı yapan, uyurken telefonla konuşturan da var, idrarı kırmızı, yeşil ya da mora boyayan da.</p>
<p>İlaçların türüne bakmaksızın, en yaygın yan etkiler arasında bulantı ve kusma, alerjik reaksiyon, rehavet çökmesi, uykusuzluk, kalp çarpıntısı ve bağımlılık bulunuyor. Bu yüzden ilaç kullanmanız gerekiyorsa prospektüsünü dikkatlice okuyup yan etkileri hakkında bilgi sahibi olmaya dikkat etmelisiniz. <strong>İşte ilaçların yol açtığı 10 yan etki…</strong></p>
<p><strong>Doğum kusurları</strong><br />
1950′lerde reçete edilmeye başlanan Thalidomide isimli uyumaya yardımcı olan ve bulantıyı önleyen ilacı yaklaşık 50 ülkede binlerce hamile kadın kullandı. Ancak ilacın hamile kadınlar için güvenli olmadığı iddia ediliyor. 1956-1962 yılları arasında, bu ilacı kullanan yaklaşık 10 bin kadın fekomeli (kol, ön kol, baldır ya da bacağın olmadığı, el ve ayağın doğrudan doğruya bedene ekli bulunduğu doğuştan bir deformasyon) kusuruna sahip çocuk doğurdu. Aşırı aknenin tedavisinde kullanılan Accutane isimli ilacın da fekomeliye yol açabildiği belirtiliyor. Bu nedenle kadınların bu ilacı kullanmaya başlamadan önce hamile olup olmadıklarını bilmeleri çok önemli.</p>
<p><strong>İntihar düşüncesi</strong><br />
Lariam isimli ilaç, bazı askerlerin intiharından sorumlu tutuluyor. 2005′te, ABD ordusu, denizaşırı birliklerine Lariam vermeyi durdurdu. Antidepresan olan Paxil isimli ilacı kullanan hastalar, intihar düşüncesi içinde olduklarını bildirdiler. 2003 yılında FDA, bu ilacın 18 yaşından küçüklere ve çocuklara reçete edilmemesini tavsiye etti.</p>
<p><strong>Zorlayıcı davranış</strong><br />
Tüm ilaçların yan etkisi fiziksel değildir, bazıları davranışlarını değiştirebilir. Mirapex kullanan birçok hastada, davranış problemleri fark edilmeye başlandı. Ara sıra içki kullananlar alkolik olmaya başlarken, hayatında kumar oynamayanlar, en az haftada bir kez kendilerini kumarhanelerde bulmaya ya da kumar oynanan oyun sitelerinin başında saatlerce zaman geçirmeye başladı. Bunun canlı örneği olarak, 2008 yılında Mirapex kullanan bir adam, ilacın kendisini kumar bağımlısı yaptığını iddia ederek, Pfizer ve Boehringer Ingelheim firmalarına karşı açtığı davayı kazandı ve 8,2 milyon dolar tazminat aldı.</p>
<p><strong>Bağırsak kontrol problemleri<br />
</strong>Diyete yardımcı reçeteli birçok ilaç var. Bunlardan birinin kısmen nahoş yan etkisi var. Xenical zayıflama hapı, vücutta yağ emilimini önlemek ve kullanıcıların kalori alımını azaltmak için üretildi. İlacın klinik deneyini yapan araştırmacılar, hazmedilen yağın yüzde 30′unun vücuttan çıkarıldığını iddia ediyor. Bu ilacı kullanan hastalar, mutlaka yemek başına 15 gram yağ tüketmek zorundaydı. Önerilen yağdan fazlasını tükettikleri yemeklerden sonra, hastaların bağırsak hareketinin arttığı, kendilerini kontrol edemedikleri görüldü. Ayrıca, gaz ile akıntı veya yağlı akıntı, ishal, sık tuvalete gitme gibi yan etkiler de görülüyor.</p>
<p><strong>Tuhaf uyku davranışları</strong><br />
Bazı ilaçlar, hastaların rahatsız edici rüyalar görmesine, uyurgezerliğe ve uykuda şiddet eğilimli davranışlar göstermelerine sebep olabiliyor. Örneğin, sigarayı bıraktırmaya yardımcı Chantix isimli ilacın, kâbuslara ve gece terörüne yol açtığı iddia ediliyor. Ayrıca, uykusuzluk için verilen Lunesta ve Ambien isimli ilaçların da aynı yan etkiye sebep olduğu biliniyor. İlacın yan etkisi sadece uyurgezerlik değil. Uykuda yemek yeme, telefon görüşmesi yapma ve araba kullanma gibi yan etkileri de var.</p>
<p><strong>Halüsinasyonlar</strong><br />
Mirapex halüsinasyonlara yol açıyor. İlacı kullanan parkinson hastaları, duvarlarda sürünen yılanlar gördüklerini belirttiler. 2000 yılından beri, FDA halüsinasyonlar görülmesine sebep olan Lariam isimli ilaç alınmadan önce hastanın depresyon ya da psikoz geçmişinin araştırılması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Renkli idrar</strong><br />
Bazı reçeteli ilaçlar, idrarınızın rengini çok farklı renklere dönüştürebiliyor. İdrar yolu enfeksiyonu ağrısını tedavi etmek için kullanılan Phenazopyridine gibi ilaçlar, idrarın rengini kırmızıya dönüştürebiliyor. Flagyl, Furazolidone ve birkaç antibiyotik ile hamilelerde yüksek tansiyonu tedavi etmede kullanılan Aldomet isimli ilaç da idrarı koyulaştırabilir. Müshil olarak uzun süre kullanılan Phenolphthalein ilacı, idrarın rengini mora dönüştürüyor. Yatağını ıslatan çocuklarda kullanılan antidepresan olan Elavil ya da kas gevşetici Robaxin isimli ilaçlar, idrarı yeşile boyayabiliyor. İdrar söktürücü olan Dyrenium da idrarınızı maviye dönüştürüyor.</p>
<p>G<strong>örme problemleri ve diğer hisler</strong><br />
Bazı ilaçlar ağızda nahoş bir tat bırakırken, bazıları tat alma duyunuzu değiştirebiliyor. Yüksek tansiyon ve kongestif kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan Vasotec, hemen hemen 5 duyunuzu etkiliyor. Koku ve tat alma duyunuzu yok ediyor, kulak çınlaması ile bulanık görmeye yol açıyor.</p>
<p><strong>Ağrı ve acılar</strong><br />
Alerji ilacı olan Allegra, kas ve sırt ağrısına sebep oluyor. Lipitor ise kaslarda güçsüzlüğün yanında acıya ve tutukluğa yol açıyor.</p>
<p><strong>Hafıza kaybı</strong><br />
Hafıza kaybı, ilaçlardan da kaynaklanabiliyor. Bazı Mirapex kullanıcılarında, birkaç kez kısa küreli hafıza kaybı görüldü. Bu yan etki ayrıca kolesterolü düşürmede kullanılan statinlerde de görülüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/ilaclarin-bilinmeyen-tehlikeli-yan-etkileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hipertansiyon</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/hipertansiyon.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/hipertansiyon.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 01:59:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[Hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi yöntemleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3113</guid>
		<description><![CDATA[Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Kan basıncı ya da daha doğru söylemek gerekirse kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler yaş, cinsiyet, ırk gibi ve fiziksel durumdan istirahat, efor gibi etkilenen bir parametredir… Bu nedenle de normal kan basıncı değerlerini belirlemek gerçekte oldukça güçtür.Bugün kabul edilen kan basıncı değeri istirahat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Kan basıncı ya da daha doğru söylemek gerekirse kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler yaş, cinsiyet, ırk gibi ve fiziksel durumdan istirahat, efor gibi etkilenen bir parametredir… Bu nedenle de normal kan basıncı değerlerini belirlemek gerçekte oldukça güçtür.Bugün kabul edilen kan basıncı değeri istirahat halindeki normal bir yetişkinde 120/80 mmHg dırmilimetre civa. Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyacanlıyken yüksektir. Genellikle de normalin üst sınırı olarak kabul edilen değer 140/90 mmHgdır milimetre civa. Kanı kalpten dokulara taşıyan damar kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa hipertansiyondan bahsedilir.<br />
Kan basıncı aynı birey içinde ve bireyler arsında farklılık gösterir. Bu nedenle bireyin kan basıncı kan basıncının sfigmomanometre ile ayrı ayrı zamanlarda en az 3 kez ölçülmesi yapılıp ortalaması alınarak belirlenmelidir.<br />
Hipertansiyon kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Bir kez teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir.</p>
<p><strong>Hipertansiyonun Yaygınlığı Nedir?</strong></p>
<p>Sanayileşmiş ülkelerdeki yetişkin nüfusun 10-20 kadarında hipertansiyon bulunduğu hesaplanmaktadır. Sınırda hipertansiyon vakaları da katılırsa bu oran kuşkusuz daha yüksektir. Kişinin yaşı, cinsiyeti ve ırkı hipertansiyon sıklığı konusunda belirleyici faktörlerdir. Hipertansiyon siyah ırkta ve kadınlarda daha çok görülmektedir.<br />
Kişi yaşının hipertansiyona olan katkısı öncelikle damarlarda yaşlanmaya eşlik eden anormalliklerdir. Bu durum özellikle de kanı kalpten damarlara taşıyan damarlardaki esneklik kaybı ile açıklanabilir. Ancak yaşla hipertansiyon arasındaki bu bağlantıya bazı ilkel toplumlarda hiç ratlanmamaktadır. Bu durumda etkili faktörün “uygarlaşma” ve bununla bağlantılı yaşam biçimi olduğu söylenebilir: örn. tuz kullanımı, aşırı beslenme, sedanter yaşam fazla hareket göstermeksizin devamlı oturuşa bağlı, stres, vs.</p>
<p><strong>Hipertansiyon Riskleri</strong></p>
<p>Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Hipertansiyon, kendi başına öldürücü değildir; fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir. Üstelik ateroskleroz ve bunun yol açabileceği iskemik kalp hastalığı belli bir bölgede kan akımının kesilmesi nedeniyle oluşan geçici kansızlık; bölgesel anemi rizikosunu önemli ölçüde arttırır. Buna ilaveten, hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna pıhtılaşma®inme diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığınada büyük katkıda bulunur ki, bu hastalık sanayileşmiş toplumlarda ölümlerin başlıca nedenlerinden biridir. Bahsettiklerimizin hepsi tedavi edilmeyen hipertansiyonun sonuçları olup hipertansiyona bağlı morbidite hastalık, mortalite ölüm büyük bir bölümünü oluşturur.</p>
<p><strong>Hipertansiyonun Sınıflandırılması</strong></p>
<p>Hipertansiyon sıklıkla nedenine göre sınıflandırılır. Buna göre iki tip vardır.<br />
esansiyel primer hipertansiyon<br />
sekonder hipertansiyon<br />
Hipertansiyon vakalarının yaklaşık 90ı, neden etiyoloji bilinmediğinden primer ya da daha doğru bir deyimle “esansiyel” hipertansiyon olarak adlandırılır.<br />
Hipertansiyon vakalarının geriye kalan bölümüne, yani yaklaşık 10una bu durumun nedeni bilindiğinden “sekonder ” hipertansiyon denir. Böbrek kökenli olan renal hipertansiyon bunların en yaygın olanıdır.</p>
<p><strong>Sekonder Hipertansiyon</strong></p>
<p>Bu tipte yüksek kanbasıncı, bilinen bir etiyolojiden hastalıktan kaynaklanmaktadır. Neden olan hastalık tedavi edildiğinde hipertansiyon düzelir.<br />
<strong>Böbrek hastalığı</strong>: Renal hipertansiyon olarak adlandırılır. Varolan bir böbrek hastalığı kan basıncının yükselmesine neden olur.<br />
<strong>Endokrin hastalıkları:</strong> Endokrin sistemi etkileyen hastalıklar kan basıncını da etkiler, çünkü adrenal bezler çeşitli kan basıncını kontrol eden mekanizmaları düzenler.<br />
<strong>İlaçlar:</strong> Bazı ilaçlar, örneğin kortikosteroidler, oral kontraseptifler aldosteron sekresyonu ve plazma reninini arttırarak, nazal dekonjestanlar, amfetamin, tiroid hormonları, NSAID, soğuk algınlığı ilaçları, siklosporin, eritropoetin, iştah kesiciler, trisiklik antidepresanlar, MAO inhibitörleri, alkol günde 70-100 mL civarında alkollü içki alınması hipokalemik alkalozla birlikte hipertansiyona neden olur kan basıncının yükselmesine neden olurlar. Bu ilaçların bırakılması ile kan basıncı normale döner.</p>
<p><strong>Diğer Sebepler</strong></p>
<p>Aort koarktasyonu: aortun doğuştan dar olması<br />
Gebelik toksemisi: hipertansiyon, albuminüri, ödem ile karakterize, gebeliğin ikinci yarısında oluşan bir hastalık.<br />
Beyin tümörü ya da lezyonu: intrakraniyel basınca yol açarak kan basıncının hızla yükselmesine neden olur.</p>
<p><strong>Esansiyel Primer Hipertansiyon</strong></p>
<p>Hipertansiyonun bu en yaygın şekli, bilinen nedenlere bağlı değildir. Bu hipertansiyonun ortaya çıkış faktörleri hakkında kesin bilgimiz mevcut değildir. Ayrıca hipertansiyonun başlangıcında rolü olan patogenetik faktörlerin sayısıda çoktur. Hipertansiyon, kalp dolaşım sistemi, noröendokrin, renal sistemi içeren multisistem bir bozukluktur ve güçlü genetik faktörleri içerir. Bu faktörlerden birine ya da bir başkasına farklı derecelerde önem veren çok sayıda ve farklı patogenetik teoriler öne sürülmüştür.<br />
Esansiyel hipertansiyon ayrıca bazı risk faktörleri ile de ilgidir. Bu faktörler hipertansiyonu daha yaygın ve/ya da daha şiddetli yapmaktadır.<br />
sıvı ve hacim kontrolünde değişiklikle sonuçlanan renal işlev değişikliği<br />
renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminde anormallik<br />
arteriol duvarlarında artmış sodyum ve tuz<br />
baroreseptörlerin yeniden düzenlenmesi<br />
diyetteki tuz miktarının yüksek olması<br />
anormal psikolojik uyarı<br />
ırk<br />
cinsiyet<br />
yaş<br />
diabetes mellitus<br />
aile hikayesinde hipertansiyon<br />
hiperlipidemihiperkolesterolemi<br />
sigara içimi<br />
obezite şişmanlık</p>
<p><strong>Hipertansiyonun Derecesi</strong></p>
<p>Hipertansiyon az ya da çok bilinen nedenlere dayanan sınıflandırılmasına ek olarak şiddet derecesine göre de sınıflandırılabilir.<br />
Arteryel hipertansiyon tipi Kan basıncı düzeyi<br />
Sınırda 140/90-160/95<br />
Hafif 160/96-160/105<br />
Orta Şiddette 161/106-180/115<br />
Şiddetli 180/115 üzeri<br />
Buradaki sınıflandırmaya göre en sık karşılaşılan tip sınırda ve hafif hipertansiyondur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/hipertansiyon.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böbrek Taşı</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/bobrek-tasi.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/bobrek-tasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 20:53:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi yöntemleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3033</guid>
		<description><![CDATA[BÖBREK TAŞLARI: Amerika Birleşik Devletleri’nde hastaneye yatan her 1000 hastanın l’inde yatış nedeni böbrek taşıdır. Yapılan otopsilerde ise taş vakalarına % 1 sıklıkta rastlanmıştır. Buna göre böbrek taşlarının daha genel bir yaklaşımla idrar yolları taşlarının büyük bir bölümü sessizdir. Yani hastayı rahatsız edici herhangi bir belirti ortaya çıkarmaz. Kimyasal yapılarına göre, birbirinden farklı böbrek taşlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BÖBREK TAŞLARI: </strong>Amerika Birleşik Devletleri’nde hastaneye yatan her 1000 hastanın l’inde yatış nedeni böbrek taşıdır. Yapılan otopsilerde ise taş vakalarına % 1 sıklıkta rastlanmıştır. Buna göre böbrek taşlarının daha genel bir yaklaşımla idrar yolları taşlarının büyük bir bölümü sessizdir. Yani hastayı rahatsız edici herhangi bir belirti ortaya çıkarmaz. Kimyasal yapılarına göre, birbirinden farklı böbrek taşlarına rastlanabilir. Kimyasal yapısı “Kalsiyum oksalat”, “Kalsiyum fosfat”, “Amon-yumürat”, “Sodyum ürat”, “Ürik asit”, “Sistin”, “Ksantin”, “Kalsiyum karbonat”, “Amonyum fosfat” ve “Magnezyum fosfat” olan taşlar vardır. Kalsiyum fosfat, kalsiyum karbonat, amonyum fosfat, magnezyum fosfat, kalsiyum oksalat taşlarını, çekilen basit bir böbrek röntgeninde görmek olasıdır.</p>
<p>Diğer taşların görülebilmesi için “întravenöz piyelografi” [1VP] denilen özel bir yöntemle, böbreklerin röntgeninin çekilmesi gerekmektedir. % 80 vakada böbrek taşı tek tarafta oluşur. Sağ böbrekte daha sık taş oluşmaktadır. Erkeklerde kadınlara oranla iki kat daha sık olarak böbrek taşma rastlanmaktadır. % 60 vakada böbrekte tek bir taş bulunmaktadır. Böbrek taşı 0.5 cm ‘den 5 cm ‘ye kadar büyüklükte olabilmektedir.İdrar içinde ürat, fosfat, oksalat gibi kristalloid-îer erimiş durumdadır. Normalde idrar yolları idrar ile ıslanmaz. Ancak idrar yollarında gelişecek olan bir iltihap, buraların idrarla ıslanabilmesine yol açar.</p>
<p>Islanabilen bu anormal yüzeylere ise idrar içindeki kristalloidler çökmeye ye böylece taş oluşmaya başlar. Üre, azot, salisilik asit gibi idrar içinde bulunabilen bazı maddeler, “Hidrotrop madde-ler”dir. Bu maddeler kristalloidlerin idrar içinde erirliklerini artırırlar, dolayısıyla da bu kristalloidlerin çöküp taş oluşturmalarına engel olurlar. İdrar içinde “Nükleik asit”, “Kondroitin sülfürik asit” gibi kolloidler bulunmaktadır. Bu kolloidle-rin yokluğunda böbrek taşlan oluşmaktadır. İdrar içindeki kristalloidlerin normalden fazla yoğunlukta bulunmaları ya da kişinin su kaybı nedeniyle yoğun idrar çıkarması, böbrek taşlarına hazırlayıcı bir etkendir. İdrar alkali olduğunda fosfat taşları oluşur, asit idrarlarda ise böbreklerde sistin ve ürat taşları oluşur. Böbrek taşı vakalarının % 4′üniin nedeni ise “Gut” hastalığıdır. Taş vakalarının % 5′inde ise ailesel eğilim saptanmaktadır.</p>
<p>A vitamini eksikliği, idrar yollarındaki darlıkların yol açtığı idrar akışı yavaşlaması, uzun süre yatalak olmak, kronik kemik iltihaplan, hiperparatiroıdizm, D vitamini fazlalığı böbrek taşlarının oluşumuna yol açan çeşitli etkenlerdir. Böbrek taşları genellikle böbrek kaliksleri içinde oluşurlar. Böbrek taşı idrar akışı ile dışa atılma yoluna girdiğinde, idrar yollarını herhangi bir bölgeden tıkayabilir. Bunun sonucu olarak da tıkanmanın gerisinde idrar birikebilir. Bu durum da böbrek ve idrar yollarında infeksiyonların oluşmasına yol açabi-bilir. Taş, idrar yolları içinde hareket ederken kanamaya da yol açabilir.Böbrek taşlarının büyük bir çoğunluğu hastayı rahatsız etmez. Beürti verdiğinde ise, en önemli belirtiler “Ağrı” ve “Hematüri”dir. Ağrı, böbrek taşının idrar yolları içinde ilerlemesi sonucu idrar yollarında gelişen spazma bağlıdır. Ağrı küt olabileceği gibi, “Kolik” denilen çok şiddetli, batıcı bir ağrı özelliğinde de olabilir, Koük ağrısı çok şiddetlidir, hasta kıvranır, yüzü solar, ter döker. Ağrı bütün karına yayılabilir. Bulantı ve kusma ağrı sonucu gelişebilir. Taşın idrar yollarını zedelemesi sonucu idrarda kan çıkabilir [hematüri).</p>
<p>Böbrek taşlarının neden olduğu ağrı atakları sırasında, hastaya morfin ya da benzeri ağrı kesicilerinin ve spazm çözücü ilaçların verilmesi, ağrının dindirilmesi bakımından yararlı olmaktadır. Hastanın fazla miktarda su içmesi, idrar akımını artıracağından, taşın düşmesini kolaylaştırabilir. Kendiliğinden düşmeyen ve hasta için tehlikeli olabilecek böbrek taşlarının ise cerrahi yöntemlerle çıkartılması gerekir. Etten ve sıvıdan zengin, karbonhidrattan ise oldukça fakir bir diet ve’ günde bir saat kadar yürümek ya da düzenli olarak spor yapmaki böbrek taşlarına karşı değerli bir önleyicidir.Böbrek taşlan olağan koşullarda id­rarda çözünmüş maddelerin çökelerek sert birikinti parçacıkları oluşturmasıyla ortaya çıkar. Böbrek taşı oluşumuna yol açan bu maddelerin başlıcalan tirat, ok­salat ve kalsiyum fosfat gibi bileşikler­dir.</p>
<p>Taşın oluşum yerine göre değişen hastalık belirtileri ortaya çıkabilir. Taşlar böbrek çanaklarına (kaliks) ya da havu­zuna (pelvis) yerleşebilir. Ayrıca siyek (üretra), idrar kesesi ve idrar borularında da (üreter) bulunabilirler. Böbrek taşlan sayılarına, bulundukları yerlere ve kim­yasal yapılarına göre sınıflandırılmakta­dır. Az sayıda ve küçükseler yuvarlak,idrar kesesi taşlannda olduğu gibi çok sayıda ve birbirlerine sürtünüyorlarsa köşelidirler. İri olmaları böbrek çanağı ve havuzu gibi boşluklarda oluştuklarını gösterir. Boyutlan ise çok küçük olan­lardan bütün böbrek boşluğunu doldura­cak iriliğe ulaşanlara kadar değişir.</p>
<p><strong>NEDENLERİ</strong>Böbrek taşlan bazen bir metabolizma bozukluğuna bağlı olarak gelişir, bazen de kalıtsal yolla ortaya çıkar. Taşın oluşma nedeni idrar yoğunluğunun art­ması ya da çözünmüş maddelerin idrar­da aşırı miktarda bulunmasıdır.Taş oluşumuna yol açan metaboliz­ma hastalıkları için böbrek kaynaklı asi-doz (asitlİk düzeyinin yükselmesi), ka­lıtsal hastalıklar için ise sistinüri (sistin gibi gibi amino asitlerin idrarda aşırı artması) Örnek olarak verilebilir. Ama böbrek taşı olgularının yüzde 70-80′e varan bölümünde kesin bir neden göste­rilemez. Taş oluşumu genellikle kalıtsal ve başka bazı belirleyici etkenlere bağ­lanır. Bunlar arasında idrarda kristalleş­me eğilimi olan maddelerin bulunması;idrar akışının bir engel yüzünden dur­ması; idrarın asittik (pH) derecesinin değişmesi, idrar yollanrıın iltihaplanma­sı gibi çökelti oluşturacak maddelere uygun fiziksel ve kimyasal ortamın ha­zırlanması; çevrelerinde çökelmeyi ko­laylaştıracak bir öz oluşturan bakteri, hücre artıkları gibi maddelerin varlığı sayılabilir.Kendi başına taş oluşumuna neden olan tek hastalık birincil hiperparatiroidizmdir. (paratiroit bezinin aşın çalış­ması). Kanda ve idrarda kalsiyum düze­yinin artması kalsiyum fosfat taşlarının oluşmasına uygun ortamı hazırlar. Kal­siyum taşlan ise bütün böbrek taşlarının yüzde 50-80′ini oluşturur.</p>
<p>En sık görülen böbrek taşlan grimsi kırmızı renkli kalsiyum oksalattan olu­şur. Bunu beyaz renkli kalsiyum fosfat ve sarımsı kahverengi kalsiyum ürat taş­lan izler. Gut (damla) hastalan gibi id-rarlannın asit derecesi yüksek olanlarda kahverengi ürik asit taşlanna oldukça sık (bölgelere göre yüzde 5-33)rastlanır. Ender görülenlerler arasında ise yeşi­limsi sistin ve sarımsı kahverengi ksan-tin taşları sayılabilir.Böbrek havuzunda oluşan taş, çok büyük değilse, idrar borusu yoluyla id­rar kesesine iner. Burada prostat büyü­mesi gibi idrar çıkarmayı güçleştiren koşullar oluşmuşsa, daha da irileşebilir ya da idrarla birlikte keseden atılır. Öte yandan böbrek taşları idrar kesesine in­meden böbrek havuzu ağzında ya da id­rar borusunda takılıp kalabilir. Bu du­rumda bazen böbrek tıkanıklığı ortaya çıkabilir.</p>
<p>GÖRÜLME SIKLIĞI<br />
Böbrek taşı erkeklerde kadınlara oranla en az üç kat daha yaygındır. En çok 30-50 yaşlar arasında görülür.Hastalığın coğrafi dağılımı düzen­sizdir. Mısır, Çin, Rusya, Galler, Mada­gaskar, ABD’nin güneydoğu kesimleri ve Türkiye’ de böbrek taşı olgulanna ol­dukça sık rastlanırken Hindistan’ın gü­ney, Çin’in kuzey kesimleri, İrlanda ve Güney Amerika’da böbrek taşı olguları hemen hemen hiç görülmez.Bu dağılım hastalığın oluşumunda beslenme, iklim ve jeolojik etkenlerin önemli olduğuna ilişkin kuramlan tam olarak desteklememektedir.</p>
<p>BELİRTİLERİ<br />
Böbrek taşı uzun süre belirti vermeyebi­lir ya da son derece önemsiz yakınmala­ra yol açar. Değişik şiddette ağrı ile id­rarın kumlu çıkmaya başlaması böbrek taşım düşündürür. Hastalığın temel be­lirtisi “böbrek koliği” denen tipik sancı­dır. Bu birden başlayan şiddetli ağn nö­betlerine, içinde taş bulunan idrar boru­su duvarının spazm biçiminde kasılma-lan ya da taşla tıkanmış böbrek havuzu­nun gerilmesi aniden başlayan şiddetli ağn nöbetlerine yol açar. Önceleri ara­lıklı gelen, daha sonra süreklilik kaza­nan sancılar genellikle ilk olarak bel bölgesinde duyumsanır. Buradan idrar yollan boyunca yayılan ağn makat çev­resinde, erkekte erbezleri ve kamış ba­şında, kadınlarda büyük dudaklarda, ayrıca kasık, uyluk içi ve bazen göğüs altı ve kürek kemiklerinde görülür. Ağrının en şiddetli olduğu dönemde huzursuz­luk, bunaltı, soğuk ter, bel kaslarında kasılma, bulantı ve kusma görülür. Has­ta taş düşürüyorsa, taşm dar siyek (üretra) kanalından geçerken yarattığı ağn son derece şiddetlidir. Taş düşürüldük­ten hemen sonra hasta rahatlar ve ortaya çıkmış olan bütün belirtiler kaybolur.</p>
<p>Ağn sırasında çıkanlan idrar miktarı az ve belirgin biçimde kanlıdır. Taşın böb­rek havuzuna dönmesi ya da idrar kese­sine inmesiyle belirtiler hafifler.Belde hafif bir dolgunluk duygusun­dan başka yakınmaya yol açmayan iri böbrek taşlan da olabilir. Bu çelişkili durumun nedeni büyük taşlann böbre­ğin bir bölgesinde hareket edemeyecek biçimde sıkışmış olmasıdır. Bu olgular­da kesin tanı koymak her zaman kolay olmaz.</p>
<p>İNCELEMELER</p>
<p>Günümüzde tanıya götürecek yeterlilik­te inceleme yöntemleri vardır. Önemli olan ağnlı dönemi yaşamadan gerekli önlemlerin alınmasıdır. Temel tanı yön­temlerinden biri radyolojik incelemedir. Hastalann yaklaşık yüzde 80′inde taşlar kalsiyum tuzlarından (fosfat, oksalat, karbonat) oluşur. Kalsiyum taşları rönt­gen ışınlarını geçirmediğinden çekilen filmlerde kolayca belirlenir. Röntgen ışınlarım geçiren ürat, ksantin ve mag-nezyum-amonyum fosfat taşlarını sap­tamak için idrar yollanna kontrast mad­de verilmesi gerekir. Bu dolaylı yönte­min bir uygulaması hızla kandan böb­reklere geçecek kontrast maddenin da­mardan verilmesidir. Röntgen ışınlarını engelleyen kontrast madde aracılığıyla idrar yollan görünür duruma gelirken, böbrek taşlarının bulunduğu yerler kontrast maddenin dolduramadığı alan­lar olarak kalır. Bu yöntemin iki adı vardır: İntravenöz (damar yoluyla) ürografi adı görüntülemeye yardımcı maddenin damara verilmesinden, “inen ürografi” adı ise kontrast maddenin kandan böbreklere doğru inmesinden kaynaklanır. İnen Ürografinin yeterli bilgi sağlayamadığı durumlarda klinik belirtiler ve laboratuvar verileri böbrek taşını düşündürüyorsa “çıkan ürografiye” başvurulur. Bu yöntemde kontrast maddeyi damar yerine doğrudan idrar yollarına vermek için siyekten sokulan bir boru (kateter) kullanılır.</p>
<p>Karın ultrasonografisi, röntgen ışın­larını geçirsin ya da geçirmesin, çapı yarım santimetre kadar olan küçük taş­ların bile yerini kesin biçimde belirle-yebilen bir yöntemdir. Ama bu yöntem­le idrar borusundaki taşlar ve idrar yol­larında taşın yol açtığı değişiklikler ya da taş oluşumunu hazırlayan yapısal özellikler belirlenemez. Ultrasonografı hastaya zarar vermemesi ve uygulama kolaylığı nedeniyle özellikle belirtisizDolguların tanısında oldukça yararlı bir yöntemdir. Laboratuvar incelemeleri de hastalığın tanısında büyük önem taşır. İdrarda kan aranması, idrarın asit dere­cesinin belirlenmesi, kanda kalsiyum ve ürik asit düzeylerinin ölçülmesi tanı için değer taşıyan incelemelerdir. Taşla­rın tedaviye yönelik kimyasal analizi ve idrar kültürü de çok önemlidir.<br />
Kontrast maddenin kullanılmadığı dolaysız radyografik incelemede taş kuş­kusu uyandıran lekeler, ürografi yoluyla ayrıntılı biçimde saptanabilir. Bu yön­tem sayesinde taşın yeri, böbrek ve idrar yollarının işlevlerine etkisi anlaşılmakla kalmaz, taşsız böbreğin işlevlerine iliş­kin daha ayrıntılı bilgiler elde edilir.<br />
KOMPLİKASYONLAR<br />
Böbrek ve idrar borusu taşlarından kay­naklanan komplikasyonlar, yani taşa bağlı ek bozukluklar sık görülür. Büyük taşlar idrar birikmesine yol açarak böb­rek havuzu ve çanaklarında genişleme­ye (hidronefroz), zamanla mikroplan­manın başlamasıyla böbrek iltihabına (piyelonefrit), daha sonra da böbrek do­kusunun apse sonucu yıkıma uğraması­na (piyonefroz) neden olur. Bu kompli­kasyonlar yavaş bir gelişme göstermesi­ne karşın, böbrek yetmezliğiyle sonuç­lanan kronik piyelonefrit kaçınılmazdır</p>
<p>TEDAVİ<br />
Böbrek taşının tedavisi üç aşamada ya­pılır: Ağrı tedavisi; taş oluşumuna ze­min hazırlayan ya da yol açan genel ko­şulların tedavisi; böbrek işlevlerini bo­zan ve/ya da sürekli ağrı yapan taşların cerrahi tedavisi. Sancı biçiminde başla­yan şiddetli ağrı sıcak uygulamasıyla ya da spazm çözücü, iltihap ve ağrı giderici ilaçlarla dindirilmeye çalışılır.</p>
<p>BÖBREK TAŞI TEDAVİSİNDE YENİ YÖNTEMLER</p>
<p>Yeni geliştirilen yöntemler böbrek ve idrar yollarındaki taşların cerrahi teda­visinde büyük ilerleme sağladı. İsveç’ te bulunan ve özellikle Almanya ve İn­giltere’de daha da geliştirilen perkütan litotripsi adh yöntem geleneksel cerrahi tedavi yöntemlerine göre önemli üstün­lükler taşımaktadır. Deride açılan bir delikten böbrek taşlarının alınmasını olanaklı kılan bu yöntem, kullanılan ay­gıtların basit, uygulamanın hızlı ve da­ha masrafsız, sonuçlanıl son derece olumlu olması nedeniyle birçok ülkede yaygın biçimde kullanılmaya başlamış­tır. Üstelik geleneksel tedavinin ameli­yat sonrası ağrılı dönemi ve hastanede uzun süre kalma gibi istenmeyen so­nuçlan da bu yeni yöntemle aşılmıştır.Perkütan litotripsi yönteminde, önce deriden sokulan nefroskop adlı bir ay­gıtla böbrek boşluklarına ulaşılarak taş­ların görülmesi sağlanır. Taşlar yanm santimetreyi aşmayan çaptaysa aygıtta bulunan penslerle dışarı çekilir. Daha büyük taşlar ses dalgalanya parçalan­dıktan sonra bir pompayla emilir. Bu yöntem yerel ya da genel anestezi kul­lanılarak uygulanabilir. Hastalar girişi­min ilk gününden başlayarak ayağa kal­kıp yemek yiyebilirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/bobrek-tasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
