<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KeyiFBurda.Net &#187; Hikayeler</title>
	<atom:link href="http://www.keyifburda.net/category/hikaye/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.keyifburda.net</link>
	<description>En Güzel Aşklar KeyiF&#039;Te Başlar...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 May 2010 12:09:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Son Durakta inenler</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/son-durakta-inenler-2.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/son-durakta-inenler-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 19:27:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KeyiFBurda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Son Durakta inenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=4138</guid>
		<description><![CDATA[Caminin avlusu hınca hınç doluydu. Belli ki cenazenin yakınları onu son yolculuğuna uğurlamak, dostları da son görevlerini ifa etmek için oradaydılar.Sahte gözyaşı dökenler,kara gözlüklerin ardında cenazeye gelenleri inceleyenler,ağlamamasını kara gözlüklerle örtmeye çalışanlar,bedenen orada ama ruhen çok uzaktaki olanlar,”Yahu tam da ölecek zamanı buldu.Bugün de çok önemli işlerim vardı.Çabuk bitse de gitsem” diyenler&#8230; Kimler yoktu ki&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Caminin avlusu hınca hınç doluydu. Belli ki cenazenin yakınları onu son yolculuğuna uğurlamak, dostları da son görevlerini ifa etmek için oradaydılar.Sahte gözyaşı dökenler,kara gözlüklerin ardında cenazeye gelenleri inceleyenler,ağlamamasını kara gözlüklerle örtmeye çalışanlar,bedenen orada ama ruhen çok uzaktaki olanlar,”Yahu tam da ölecek zamanı buldu.Bugün de çok önemli işlerim vardı.Çabuk bitse de gitsem” diyenler&#8230; Kimler yoktu ki&#8230;</p>
<p>Bazıları gruplaşmış vaziyette olayı değerlendiriyordu. Sessiz ama derin-den..Her köşeden ayrı bir fısıltı duyuluyordu.Kimi hayattayken bir kaşık suda boğmak istediği bu mevtanın ardından:</p>
<p>“Çok iyi bir adamdı çook.”diyerek onun ne kadar iyi birisi olduğunu inandırmaya çalışıyor,kimi borç para vermediği için ağzına geleni söylediği ve şu an yerde masum bir şekilde yatan zata bakarak:</p>
<p>“Çok cömertti,kimin ihtiyacı olsa hemen koşardı.”diyerek onun el açıklılığından dem vuruyor,kimi kapısını bile bilmediği bu adam için:</p>
<p>- Beni çok severdi, sürekli ziyaretime gelirdi, çok yazık oldu.”diyerek onun insanları ziyaret eden biri olduğunu dile getiriyordu. Tekerlekli iskemleyle getirilen yaşlı kadın da:</p>
<p>- Oğlum her bayram olmasa bile işinden fırsat bulduğunda beni ziyarete gelirdi. Üstelik huzurevinin bütün masraflarını o karşılıyordu.” Diyerek onun kendisini ne kadar çok sevdiğini, ne kadar önem ve değer verdiğini anlatmaya çalışıyordu etrafındakilere&#8230;</p>
<p>Katılımcılara bakıldığında zengin bir kesim olduğunu kestirmek hiçte zor değildi.Üstelik caminin dışında cadde boyu dizilen son model lüks arabalar ölen kişi hakkında gerçek bilgiyi veriyordu ‘ya çok zengin ve hatırı sayılır bir iş adamı veya siyaset çi’ diye düşündürüyordu insanı.Alalade sade bir vatandaş olmadığı gelen çelenklerden de belliydi zaten.Holdingler,bakanlar,milletvekilleri,ünlü iş adamları ve ünlü sanatçılardan gelmişti bu çelenkler.Büyük bir iştirakle kılınan cenaze namazının ardından yapılan dualar ve imamın;</p>
<p>- Mevtayı nasıl bilirdiniz?</p>
<p>Sorusuna hiç düşünmeden;</p>
<p>- İyi bilirdiiik!</p>
<p>Diye verilen yanıtlar ve omuzlara alınan cenazeyi yine aynı duygularla mezarlığa götürüldü.</p>
<p>Gruplaşmalar burada da devam etti. Herkes ölen kişiyle ilgili anıları abartarak anlatıyordu. Bire on katarak adamı neredeyse melek gibi günahsız yapmışlardı. Hani meşhur bir söz vardır ya “kör ölünce badem gözlü olur” diye. Tıpkı onun gibi adamın badem gözlü olduğuna inandırmak için yarış yapıyorlardı birbirleriyle. Saçları örgülü üstü başı perişan bir şekilde, kara gözleriyle çevreyi izleyen ufak bir kız çocuğu hayretle bakıyordu etrafındaki bu sahte insanların sahte gözyaşlarına. Bu arada cenazenin gömülme işlemleri bitmiş, dualar edilmiş, insanlar son görevlerini yerine getirmenin rahatlığıyla evlerine gitmek için ayrılıyorlardı.Yarım saat sonra kimse kalmadı mezarlıkta. Sadece o kara gözlü ufak kız vardı. Usulca yanaştı mezara. Belli ki aklından çok şey geçiyordu ufak kızın. Bu ilk karşılaşmaları değildi ufak kızla iş adamının.</p>
<p>Daha birkaç ay öncü onu fabrikasında çalışan babasını gerekçesiz çıkarmıştı.Parasını bile vermeden hem de. Para istemeye beraber gitmişti babasıyla. Adam onları saatlerce kapıda bekletmişti. Canı sıkılınca kapıdan içeri bakmıştı küçük kız. Adam mağrur ve neşeli bir şekilde bir anahtarı uzatıyordu kadına:</p>
<p>- “Bu jipi sana aldım canım. Ama dikkatli kullan hee..! derken kapıda ufak kızı fark edip içeri çağırdı onları. Mali durumunun kötü olduğunu, işlerin durgun olmasından dolayı çıkartıldığını, işler açıldığı zaman tekrar çağırılacağını anlatıp göndermişti onları.Fakat aylar geçmesine rağmen ne işe almıştı ne de çıkışını vermişti babasının. Başka işte bulamamıştı babası. Eli mahkum, bekliyordu patronunun tekrar işe çağırmasını.Ama eski işçilerin tümünü çıkarıp, daha ucuz çalışacak yeni elemanlar aldığını duyduklarında çok üzülmüşlerdi.Üç kardeşi, hasta annesi ve babası çaresizdi. Son bir kez daha gittiler fabrikaya; ama içeriye alınmadılar bile.Dışarıda beklerken yanlarından hızla geçen Mercedes’in içinde mağrur ve başı dik oturuyordu adam.Bir ara küçük kızla göz göze geldiler. Adam hızla kaçırdı gözlerini kara gözlerden. Küçük kız hızla giden araba ile birlikte hayallerinin, umutlarının ve geleceğinin arabanın tozuna karışıp gittiğinin farkındaydı. Gözleri buğulandı. Dudağı büküldü. Hafifçe bir şeyler mırıldandı sadece. Bu onu son görüşleri oldu zaten. Ogün trafik kazası geçirmiş ve hayatını kaybetmişti.</p>
<p>Tüm bunlar film şeridi gibi geçti küçük kızın kara gözlerinden.Yeni örtülen ve henüz ıslak olan topraktan bir avuç aldı.Avucunda iyice sıktıktan sonra tekrar mezara doğru fırlattı hışımla.Yine hafifçe mırıldandı.</p>
<p>“Topraktan geldin ve yine toprağa gittin. Hiçbir şey seni kurtaramadı değil mi? Mağrur adam. Çok güvendiğin malın, mevkiin, hatırı sayılır dostların, hiç biri seni kurtarmaya yetmedi değil mi? Yazık, çok yazık, keşke ölmeden bunları anlayabilseydin&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/son-durakta-inenler-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalnız yaşa yalnız öl</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/yalniz-yasa-yalniz-ol.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/yalniz-yasa-yalniz-ol.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 21:26:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KeyiFBurda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Belki]]></category>
		<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Dene]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Elime]]></category>
		<category><![CDATA[Emin]]></category>
		<category><![CDATA[Geldi]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hep]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk Bahar]]></category>
		<category><![CDATA[Kez]]></category>
		<category><![CDATA[Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Sanki]]></category>
		<category><![CDATA[Seni]]></category>
		<category><![CDATA[Senin]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Trene]]></category>
		<category><![CDATA[yanlız yaşa yanlız öl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=4046</guid>
		<description><![CDATA[TARİH:21/12/2006 SAAT:00:01 PERŞEMBE Bir ilk bahar akşamıydı seni gördüğüm gün.İlk beyaz çorapların çekmişti dikkatimi hala gözlerimin önünde minicik ayakların.Bütün hayellerimi değiştirmiştim birden herşeyimi senin üzerine kurmuştum dünya dönmüyor zaman durmuştu benim için artık ben aşık olmuştum. Artık her anım seni düşünmekle geçiyordu gecelerim gündüzlerim hep sendin.Çok kısa bir süre görmüştüm seni ama sanki yıllardır seni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TARİH:21/12/2006 SAAT:00:01 PERŞEMBE<br />
Bir ilk bahar akşamıydı seni gördüğüm gün.İlk beyaz çorapların çekmişti dikkatimi hala gözlerimin önünde minicik ayakların.Bütün hayellerimi değiştirmiştim birden herşeyimi senin üzerine kurmuştum dünya dönmüyor zaman durmuştu benim için artık ben aşık olmuştum.<br />
Artık her anım seni düşünmekle geçiyordu gecelerim gündüzlerim hep sendin.Çok kısa bir süre görmüştüm seni ama sanki yıllardır seni arıyor gibiydim.Bir fırsatını bulup sana duygularımı açmam gerekiyordu.Ama nasıl yapacağımı bilemiyordum sonunda ibrahimden tlf numaranı aldım.Ama hep kapalıydı.Bir akşam oturdum,elime kalemi aldım,o kadar içten sevgi yüklü bir mektup yazdımki sana okuduğunda duygularıma karşılık vereceğinden emin gibiydim.Ama sen mektubu değil okumak almadın bile.İbrahim mektubu geri getirdiğinde elim ayağım çözüldü.Sanki bi rüyadan uyanmıştım.Bir umutsuzluk kaplamıştı yüreğimi,bir ay bu umutsuzlukla gönlüm yandı.Seni gördüm bir ay sonra sanki yıllar sonra karşılaşmış gibi gözlerindeki ateş öyle bir saplandıki yüreğime artık hiçbir şey beni ümit etmemden alıkoyamazdı.<br />
Günlerim ümit etmekle geçiyordu.Yolum hep mahallenden hayellerim gözlerinden geçiyordu.Seni düşünmeden saniyelerim geçmiyordu,herkeze seni anlatıyordum,ben tanımadan herkez tanımıştı seni.Adapazarındaydım bir gün ibrahimden telefon geldi,dönüyor afyona diye.Sevdiğim hayatımın insanı gidiyordu benden çok uzaklara bakmadan arkasına bilmeden nasıl sevildiğini atıyordu kendini başka diyarlara.Çaresizlik içinde ben bir kez daha dedim dene kaybetmezsin birşey ama kazanırsın belki diye düşündüm kendimce.<br />
Atladım sevdiğimi taşıyan o güzel trene seni aradım vagonların arasında,buldum sonunda mutluluğumun kaynağını.O kadar güzel uyuyordunki bakmaya doyamadım sana,bir kağıt gönderdim sana üzerinde sana olan aşkımı anlatanşarkı sözleri kokusunda ümit tüten bir nazar boncuğu.Konuştuk seninle uzun uzun olmıyacağını söyledin bana nedenlerini sayarak.Haklıydın belki kendince ama bende haklıydım, bu hakkı kendimde görüyordum çünkü seni seviyordum.<br />
Çaresizce ayrıldım o trenden, biraz buruk biraz kırgın,kızgın bi şekilde döndüm geri istemeyerek.O akşam sana söyleyemedim sevdiğimi ama ben seni yıllardır seviyor gibiydim.Nerden bilebilirdimki çekeceğim acı günlerin başlangıcı olduğunun bunun.<br />
Günler sensiz geçiyordu artık,sadece hayalin vardı gözümde,arada konuşuyorduk seninle,bu konuşmlar okadar mutlu ediyorduku beni anlatamam.Ben seni hep arzuluyor sen ise bana hiçbir zaman aklıma sokamıyacağım bahanelerini sıralıyordun.Askerlik yoklamamda gelmişti bu arada,çektiğim sevda hasreti yetmezmiş gibi vatan hasretini soktular bağrıma.Yıllar önce geçirdiğim ameliyet için izin vermediler vatan borcumu ödememe.<br />
O kadar ağır bi yük binmiştiki omuzlarıma dayanılmaz acılar çektiriyordu bana,her şeye göğüs gerebilirdim ama senin hasretin okadar canımı yakıyorduki benim.Arkadaşlarım daha hiçbir şey yaşamadan bu kadar kaptırmamı kendimi sana anlam veremiyorlardı.Oysa ben hayellerimde yaşıyordum herşey seninle.<br />
Bu zor günler beni alkole yöneltti.Neredeyse içmediğim gün yoktu, biliyordum bunun hiçbirşeye çözüm olmadığını ama elimden başka birşey gelmiyordu.Zaman geçtikce gözümde hayalini bile canlandıramıyordum eskisi gibi,seni görmeyi okadar istiyordumki.Sonunda ikna ettim seni.<br />
Yüreğim öyle çarpıyorduki sana ulaşacağım için bilemezsin.2003 ekiminde saat 6:20 gece bindim trene, o yol öyle uzadıki bana bitmedi bir türlü.Sabaha karşı indim sevdiğimin nefes aldığı şehre.Yanımda bir arkadaşım vardı can yoldaşım,sırdaşım seni beklerken bugunün mutlu bitmesi için dua ediyorduk.Sen göründün uzaktan hayatımın anlamı yaşamam için bana güç katan güzel gözlüm karşımdaydı.Oturduk seninle uzun uzun konuştuk sen bana yine sıraladın kendince nedenlerini,ama anlamıyordun ben seni seviyordum&#8230;<br />
O gün yanağıma dokunmuştunya biliyomusun dört ay hiç kesmedim sakallarımı, tuhaf bi duyguydu arkadaşım aklına geldikçe hala güler bana.Sonra hatırlamak istemediğim o hareketi yaptım sana beni vurmanı istedim, beni böyle gönderme demiştim sana keşke beni ogün vursaydında ben bukadar acıyı yaşamak zorunda kalmasaydım.Çaresizce ayrıldım yanından hiçbir şey düşünemiyordum tlfnu kırdım sonra birden nedensiz arkadaşım gitmemiz gerektiğini söylüyor ben ise ayrılmak istemiyordum sevdiğimin şehrinden&#8230;.<br />
Meyhanede içmeye başladım,çalıştığım yeri aradım birden,işten çıkarmalarını tazminatımı yatırmalarını istedim geri dönmiyecektim,ustam imza atmam gerektiğini söyledi.Tren saatine kadar içtim,trene bindim oradada içmeye devam ettim.Artık konturolden çıktığımın farkındaydım,aniden camı açtım içimde nekadar nefret kızgınlık varsa kusmaya başladım camları yumrukluyor şuursuz davranuşlar sergiliyordum.Güvenlikler ,görevliler toplandı birden başıma,arkadaşım durumu izah ediyor ben ise sinir krızi geciriyordum.Birden silahı çektim, arkadaşım beni engellemeye çalışıyor ben ise ne yapacağımı bilmiyordum.Ağlamaya başladım küçük bir çocuk gibi,jandarmaya haber vermişlerdi,kaçtım trenden hayatımın en uzun yolunu yürüdüm o akşam.<br />
Başka bir trenle döndüm adapazarına.Trende bıraktıgım arkadaşımın yanında aldım soluğu,hiçbirşey sormadı bana ne diyebilirdiki zaten yüzümdeki çaresizliği içimdekiacıyı görebiliyordu.Bütün gün içtim anlamsız yere, sızmışım kendime geldiğimde diğer arkadaşlarda gelmişlerdi,tekrar başladık içmeye.Artık günlerim içki kadehlerinde hayellerim sende geçiyordu.<br />
Sorunlu biri haline gelmştim artık, sinirli,insanların kalbini kıran,hiçbirşey düşünmeyen senin tabirinle serseri olmuştum.Senin imkansız aşkın itmişti tüm bunlara beni.Ama hep içimde bir umut bir ışık tuttum,bu tuttu beni ayakta hep.Seninle konuşuyorduk arada yine bu konusmlaradan hep bir umut çıkarıyordum kendimce, bir insan birini hiç durmadan düşünebilirmi,ben seni hiç durmadan düşünüyordum artık geceler gündüzler ,günler,aylar benim için bir önem taşımıyordu.Benim herşeyim sendin gecemde gündüzümde&#8230;<br />
İş yerinde sorunlar çıkardığım için beni gece vardiyasına vererek cezalandırdılar.Aslında bu benim için ödülldü.sabah kalkıp kahvaltımı biranede yapıyor giderken işe üç beş fabrikaya götürüyordum.Gece işten çıkınca tekrar devam ediyordum, tam beş ay sürdü bu..<br />
Artık içideki acıdan içmiyordum,kendi canımı alamıyordum en azından kanser filan olurumda ölürüm diye düşünüyordum.Fabrika tatildeyken adapazarına gitmekiçin yola çıktım.adapazarına yaklaştıgınmda tren inemedim trenden gidip sevdiğimi görmek geçti içimden.Sadece o güzel gözlerini görüp dönecektim geri.Geldim afyona okul vardı ogün okulun karsındaki caminin avlusunda bekledim akşama kadar sevdiğimi görme arzusuyla.Ama ümit ettiğim olmadı.Bileti yanlış aldığım için dönüşüm bir gün ertesine kaldı,bir pansiyona gittim..<br />
Sevdiğimle aynı şehirde,aynı havayı ediyordum ama onun benim varlığımdan haberi blie yoktu.Sabah olunca boş boş dolaştım,hatişin çalıştıgı yerın karsısındakı pastaneye oturdum,senin geleceğini ümit ederek.Sonunda gördüm seni uzaktan kapanmıştın okadar yakışmıştıki sana fazla durmadın dükkandahemen çıktın bende arkandan birden kaybettim seni ilk defa olmuoyrdu bu&#8230;<br />
Tekrar boş boş dolaşmaya başladım,akşam üstü hatişi aradım,şaşırmıştı,konuştuk gitmem gerektiğini böylesinin daha iyi olacagını söyledi,ama bilmiyordu içimdeki fırtınayı.Ayrıldım ordan,köşede beklemeye başladım az sonra oda çıktı.takip etmeye başladım ,böylece evi bulabilecektim,birden kaybettim koşturmaya başladım yakalayamadım, sonra bırıne amcanın adını söyleyerek evi sordum götüreyim seni dedi.Ne yapacağimı şaşırdım kapının önüne geldiğimizde içeri girdim mecburen kısa süre sonrada çıktım.Sonra siz aradınız hayatıın en zor anlarıydı bana söylediğin o sözler,ben sana daha çok yaklaşmak isterken seni benden istemeyerek daha fazla uzaklaştırmıştım.Çaresizce döndüm geri, o günler okadar zorduki insan anlatamaz rabbim kimseyede yaşatmasın&#8230;Çatıda içerken kaçkere atmayı düşündüm kendimi biliyormusunhep seni kazanacağım en azından göreceğim ümidiyle vazgeçmek zorunda kaldım.<br />
Zordu gülüm o günler okadar zorduki seni haırlatan herşey beni uçuruma yaklaştırıyordu.Birgün iş yerine yeni biri başlamıştı muhabbet ederken nereli olduğunu sordum afyon dedi,çocuğu nasıl kaptığımı hatırlamıyorum arkadaşlar zor aldı elimden meğer benim dostlar söyletmiş çocoga..<br />
Yine gelip seni görmek istiyordum ama cesaretim yoktu,dayanamadım birgün atladığım gibi hareme gittim,otobüsü beklerkenkız kulesinin karşısındaki büfeci bir cocukla muhabbete başladık sızıncaya kadar içtik bırakmadı beni.Her hareme gidişimde tuttu beni biliyomusun sayende çok arkadaşım oldu derdime ortak derdime derman olmaya çalıştılar ama benim dermanım sendin&#8230;.<br />
Bir gün tlf çaldı acıyla,arayan ismaildi bana senden vazgeçmemi söylüyordu ölmemi istese daha kolay olurdu.çağırdım onu beni senden ayıracağını düşündükçe cılgına döndüm,and ettim öldürecektim onu o akşam ama yanında hatişle gelince birşey yapamadım aramamı söyledi bana hatiş.sinnirle kırdım telefonu senin istanbulda olup olmadığını sordum yok dedi,ama senin varlığını hissedebiliyordum..<br />
Ertesi gün arkadaşlarla dolaşırkenbirden çıktın karşıma,gözlerin bana öfkeyle bakıyordu ama ben içinden ufakta bir hayat öpücüğümü almıştım.cocuklar gibi şendim nasıl olmazdımki sevdiğim hayatımın tek anlamlı varlığını görmüştüm,duydumki sonra gözünden ameliyat için gelmişsin dünyam yıkıldı,ameliyet oldugun gün istanbulda nekadar hastane varsa aradım sana ulaşmak için bulamadım,hatişi aradım sonra iyi olduğunu söyledi içim rahatlamıştı&#8230;<br />
Hayatım birazdaha yaşanır hale gelmişti,en azından seni görebiliyordum arada.haftalar aylar böyle geçip gidiyordu,yaşayamadığım seninle güzel günleri hayalini ilerde olur diye kendimi avutuyordum.arada geliyortdunistanbula.Anlayamadığım şu anbile ben hissedebiliyordumgeldiğini,bu hissettiğim ana mahallenin başında beklerdim sabahtan akşama kadar,hislerim heğ doğru çıkardı seni bi görürdüm,sanki dünyayı bana vermişler,geldi sevdiğim bırakmadı beni boynu bükük buralarda..Yine biyerlerden numaranı temin ederdim,konuşmaya başlardık,hep böyle oluyordu biliyomusun ilk başlarda güzel konuşuyoruz daha sonra mutlaka birşeyler olur biterdi konuşmlarımız.Ben tekrar dönüyorum karanlık dünyama beş alltı ay durabiliyorum karanlığın içinde,sonra başlıyorduk tekrar yine aynı film yine aynı son.Ama ben elbet diyordum daha farklı bitecek.</p>
<p>Artık yıllar geçiyordu ,tam üç yıl oldu,sana duyduğum o büyük sevginin başlangıcı.Sana duydugum o büyk sevdanın altında ezik duruma düştüğümanlarda yaptığım hatalat bana işimide kaybettirmişti,pazarcılık yapıyırdum&#8230;.<br />
İstanbul boğuyordu artık beni sende yoktun artık buralarda, gelmiyordun eskisi gibi,aileme baskı yapıyordum adapazarına taşınalım diye belki bu sonu olmayan sevdadan kurtulabilirdim.en sonunda ikna ettim,karar verdik taşınacaktık zamanıda belirlendi.Taşınmamıza bır hafta kala sen geldin istanbula,nasıl sevindim anlatamam seni gördüğüm zaman,daha sonra öğrendimki cananın düğünü için gelmişsin.Cuma akşamı kına gecesi vardı,sen orda olacaktın bende orda olmalıydım,sen beni farketmedin ama ben bütün gece seni bi köşeden izledim seni.Sen nefes kadar yakın güneş kadar uzaktın bana okadar uzaktanbile beni öyle yakıyordunki sevda ateşiyle ,eritiyordun beni yavaş yavaşbilmeden.<br />
Dayımın oglu kamerayla çekim yapacaktı kına gecesinde,bir akşam önce anmıştık seni uzun zun anlattım seni onayaşadığım acıları çektiğim ızdırapları sıraladım birer birer,sonra cebimden sana benzeyen bir sanatçının fotoğrafını çıkardım senin değildi ama ben onun gözlerinde seni buluyordumBukadar olurmu bi insan bu kadar sevilirmi dedibana,keşke daha fazlasını yapabilseydim diye söyledim ama elimden başka birşey gelmiyordu.İbrahimden hep bir fotoğrafını istedimher şeyi teklif ettim tehdit ettim yinede vermedi olmadıgını söyledi.Dayı oglu kına akşamı istediğim resimleri verceğini söyledi banane kadar dua ettim ona o akşam bilemezsin,artık sevdan olmasadabir fotografın olacaktı bana ait..<br />
Ertesi gün eşyaları toplamaya başladık cumartesiydi,pazar günü taşınacaktık,hiç gitmek istemiyordum düğün saatide yaklaşırken ben ise herzamanki yerime gitmiştim.Dostlar meyhanesine..<br />
Akşamdüğüne geldim okadar yakışmıştıkı sana o mavi elbise bir peri gibiydinadeta gecey güneş gibi doğmuştun birden.Herkezin gözü sendeydi,kör olası gözler.Ben ise devam ettim senden bana kalan tek hatıra içki kadehlerine,devamlı oynuyordun,herkez sana bakıyordu ve bu beni deli ediyordu.Osırada yanımdaki biri sana kendi kendine söylendi,kafasını koparacaktım az daha,artıkson vermeliydim buna senin üzerinde olan bu bakışlara son kadehi yudumladım birini kestirdim gözüme kim olduğunu8 bilmiyorum sadece kavga çıkaracak içimi yakan bu bakışlara son vercektim.Birden dayı oğlı girdi koluma dışarı çıkalım dedim bırak dedim yalvardı adeta zorla attılar bei taksiye amcaoglunun evine götürdüler&#8230;<br />
İbrahim abim anlatmaya başladıbana yaşadıklarını.Bende biliyordum birazını,yaptıklarının boşuna olduğunu bir anlam taşımadığını söyledi,şimdi pişmanım dedi.Ben hiçbir yaptığımdan pişmanlık duymadım sadece seni üzdüğüm anlarda pişmanlığım var.Seni ne sevdiğime pişmanım ne yaptığım anlamsız davranışlarıma ne çektiğim acılara.Sen benim hayatımda yaptığım en doğru seydin&#8230;<br />
Sabah olduğunda eşyaları yüklemeye başladık kamyona,gidiyordum artık buralardan,seni gördüğüm sokaklardan hayalini düşündüğüm köşe başlarından,yolunu gözlediğim mahallemden,senin beni bırakıp öksüz beni gittiğin şehirden bende gidiyordum artık.Artık seni arada bir görme umutlarımda olmayacaktı,yalnızlığımla yaşayan hayatıma karanlığıda ekliyordum.artık seni arada bir görme umutlarım bile olmıyacaktı.adapazarında hayat okadr zor geçiyorduki löyde olduğum için çalışamıyordumda.zamnım hep seni düşünmekle geçiyordu,artık fotografın vardı elimde bakıp bakıp hayeller kuruyordum güzel ama hiçbir zamn gercekleşmiyecek hayeller.<br />
Bazan düşünüyordum ben delirdimmi diye ,ama deli insan sevemezkidiye geçiriyordum aklımdan.İş buldum dört ay sonra hayatım bıraz düzelmişti.Seni çok özlüyordum,yüzünü görme ihtimalim yoktu ama sesini duyma şansım vardı.Arada gizli numaradan arayıp dinliyordum o içimi yakan sesini.Dayanamadım birgün msj attım aradın daha sonra ben olduğumu bilmedenbenim olduğumu öğrenince salak deyip kapattın tlfnu.Ben alışmışltım senin bana ettiğin laflara,ama emin ol senin bana ettiğin kelimeleri bilmiyorum başka birisi etse..Daha sonra msj attın bana özür diliyordun değiştiğini söyleyip birden adımı duyunca istemeden çıktıgını sözcüklerin sevme diyeceğim sana ama gönül dinlemiyor diyordun bananasıl mutlu etmişti bu msj anlatamam..<br />
Daha sonra tekrar konuşmaya başladık aynı film başlamıştı yine,alırım belki dedim sevgimin karşılıgını azda olsa busefer.Günlerime güneş doğuyordu artık,karanlık gecelerim geride kalmıştı artık,herşey güzel gidiyordu.hafta sonu arkadaşın düğününe gitmek için çıktık yola arkadaşlarla vardığımızda onlar düğüne giderken ben seni aradım sesini duymak için sen bana yine o sözcüğü söyledin.<br />
BENİ BİR DAHA ARAMA.Nerden çıkmıştı şimdi bu,herşey güzel giderken niye yapmıştın bunubana,nişanlandığını söyledin ömrümün yarısını alıp götürdün çaresizce kapattım tlfnu kırdım yine bütün suçu telefona attım o olmazsa belki bunların hiçbirini yaşamazdım dedim.Bütün gece içtim,film başa sarmıştı yine..<br />
Kaza yaptım dönüş yolunda.döndüm çaresizlikiçinde eve.Güneşim parçalanmış,geceler üstüme çökmüştü yine,ben ne yaptım allahım sana bana bunlar reva gördün,niye benim canımı yakıyorsun,içimi acıtıyorsun,beni yarattın niye yaşatmıyorsun,artık bıktımacı çekmekten sevdiğimi özlemekten hasret çekmekten ellerinin başkasının ellerine değdiğini bilmekten bıktım ey güzel allahım ya al canımı yabırak ben alayım..<br />
Seni sevdim seveli en acı günümü yaşıyordum,nerden bilecektimki dahada kötülerini yaşayacağımı.Sorunlarım yeniden başlamıştı,dayanacak gücü zor buluyordum kendimde,o kadar yalnızdımki,bıkmıştım artık bu şanssızlığımdan ölüpte kurtulmak geçiyordu aklımdan hep,ama seni birdaha göremiyeceğim korkusu kaplıyordu ozaman içimi.Yaşıyordum ama insan nasıl yaşadığını bilmeden sadece bedenim vardı ortalıklarda gezen.<br />
Tam bu arada iştenden çıkarıldım,herşey üstüste geliyordu,ertesi gün üniversitede işe başladım.Hayat bişekilde devam ediyordu,azrailinde kapıma uğrayacağı yoktu,böyle yaşamasını öğrenmiştim azdaolsa.Ağırdı ama senden gelen herşeye razı olmaktan başka yapacak birşeyim kalmamıştı,Üçay geçirdim sensizliğimle,çaresizliğimle,günler geçiyordu arada mutlu olduğum anlarda oluyordu tabi ama,ben seninle yaşayacağım mutluluklarıhayalini kurrunca bu anların hiçbir anlamı kalmıyordu,seninle evli olduğumun hayali beni sonsuz mutluluğa iterken gerçek olduğunu düşünmek olduğunu varsaymak anlatılmaz birşeydi,gerçeğini yüreğim kaldırmazdı herhalde mutluluktan.Seni aramak istiyordum ama karşılaşacağım tepki beni korkutuyordu,sonra san kontur yolladım sen merakedip arayacaktın beni nasıl olsatepkın agır olablırdı ama en azından sesını duyabılırdım.<br />
Aradın beklediğim bir etpki vermedin nişanlanmamıştın hem,zaten hiç inanmamıştım buna belkide inanmak istemediğimden yalan diye geçirmiştim aklımdan.Yine konuşmaya başkadık seninle ben bu sefer hiç ümitlenmedim,hazır tutuyordum kendimi her arayışımda tamam bu sefer arama beni der diye geçiriyordum aklımdan.Bir akşam bana ben neredeyim diye sordun,hemen anladım istanbulda olduğunu ama erkek arkadaşın için geldiğini söyledin sesimi çıkaramadım bişey diyemedim.<br />
Sana duyduğum sevgi öyle bi yapıya bürünmüştüki anlamsızlıklar içeriyordu artık.Görmek istediğimi seni,söyledim sana,ilk başlardan itiraz ettin,daha sonra ikna ettim seni,cuma günü için sözleştik seninle.Perşembe akşamı evde hazırlanıyordum yarın için,en güzel elbiselerimi çıkarmıştım,seçim yapamıyordum,kolaymı sevdiğimin karşısına çıkacaktım,tam bir senedir görmüyordum seni,ben böyle heyecanla hazırlanırken saat tam 23:58&#8242;de msj geldi sen den heyecanla açtım msjı&#8230;<br />
Gözlerinin çok ağrıdığını erkek arkadaşınla tartıştıgını görüşemiyeceğimizi,canını yakacak şeyler yapmamamı istiyordunbenden,sen bunları işstiyordun ama sen benim hep canımı yakıyordun,içimi acıtıyordun,her defasında ömrümden ömür alıp götürüyordun,madem görüşmeyecektinniye beni ümitlendirdin,niye beni böyle ortada bıraktın,nasıl kızdım sana bilemezsin hem sevdiğime kızdığım için kendime kızdım,hem bana bunları yaşattığın için sana&#8230;<br />
Artık sevgimin yanında öfke tohumları çıkmaya başlamıştı,omsjı tekrar tekrar okudukça büyüyordu tohumlar.Bunun hesabını sormalıydım senden,neler yapardım bilmiyordum ama mutlaka canımın acısını dindirmeliydim.İbarahimi aradım döneceğin zaman beni aramasını istedim,bindiğin trene binip bana yaşattıklarının hesabını soracaktım.Perşembe günü aradım ibrahimi nezaman döneceğini sordum,o ise gittiğini haberi olmadığını söyledi.Sana olan kızgınlığım sevgimin üstüne çıktığının farkındaydım.Kendimede kızıyordum olmıyacak bir sevdanın peşinde bu kadar koştuğum için bı kadar emek bukadar çaba sarfettiğim için..<br />
Artık hiçbirşeyin önemi kalmamıştı benim için.Aradan iki hafta geçti,sebepsiz yere seni aradım,içimdeki kızgınlığı kelimelere döküp sana,içimden söküp atacaktım seni.Alo dediğin o ilk an bütün öfkem toprağa gömüldü sanki,o an anladımki sen ne yaparsan yap ne söylersen söylenekadar canımı yakarsan yakben seni hiçbir zaman kalbimden söküp atamıyacağım.<br />
Konuştuk basit olan hayatımızdan.Yine başlamıştı sonunun nasıl biteceği belli olan beni doyumsuz mutluluklara saran konuşmalarımız.<br />
Doğum günümdü o günsenden bir msj bir telefon bekledim, hani kutlarsın diye,aslında bi önemi yoktu doğum günümün ama senden birşeyler bekledim,sonra msj attım sana biraz sitem dolu.İşe başladığını aklında olduğumu söyledin bana,seninle o akşam en uzun konuşmamızı yaptık saat 00:23&#8242;te başladık sabah 05:42&#8242;de bitirdik,ömrümün sonuna kadar devam edebilirdim böyle inan..Bu konuşmalarımız devam etti,geceler boyu,herşeyden konuşuyorduk seninlebenim yaşadığım günlerden senin bana bakış açından,her aradığımda benimle konuşmandan,msjlarıma karşılık vermenden okdar mutlu oluyordumki,bunları ilk defa yaşıyordum,dörtyıl sonra ilk defa..<br />
Her tlfnu kapattığımda kızıyordum kendime sana kızdım diye.Bana erkek arkadaşından bahsediyordun,onunla olan sorunlarından ayrılmanız gerektiğinden,ama onu sevdiğinden bahsediyordun bana.Senin üzgün olduğunu bilmek kahrediyordu beni,artık benim olmanısevgilim olmanı istemiyordum,mutlu olman bana yetecekti.Sana duyduğum bu aşk öyle bir hal aldıki kalbimi öyle bi kapladıki anlamsızlığa büründü yoksa dahamı anlamlı hale büründü anlayamaz hale gelmiştim..<br />
Senin mutlu olmanı gerçekten istedim,benimle olmıyacağını biliyordum artık,çünki ben sana senin istediğin hayalini kurduğun yaşantıyı hiçbir zaman tattıramazdım.Belki ben çok mutlu olurdum ama seni dilediğin kadar mutlu edemezdim,şunu çok iyi biliyordumki seni hiçbir zaman üzmezdim.Erkek arkadaşını aradım,biliyomusun hayatta yapacağım en son şeydi belkide.Ama sen onunla mutlu olacagına inandığın için bende senin mutlu olmanı istediğim için elimden geleni yapmak zorundaydım.Onunla konuştukça seni asla mutlu edemiyeceğini hep üzeceğini anladım.Sana buna tam olarak söyleyemedim sebep olmak istemedim ondan ayrılmana.Bi anda ona olan sevgin nefrete dönüştü,aslında sen öyle hissettin o anki duyduğun acıyla,gönül sevdimi ne kadar acıları yaşatsada ona sevdiği bir bakışınabir sözüne içindeki o anlık duyguyu alıp götürüyor dönüşü olmayan uzaklıklara.<br />
Umutsuzluk içine büründüğünün farkındaydım,aslında ben de sürükleniyordum umutsuzluk uçurumuna dogru,seninle konuştukaça hiçbir zamanbana gönlünün kapılarını açmıyacağını farkına varıyordum yavaş yavaş.Ben senin senin sesini duyma ümidiyle gözlerine bakma arzusuyla yanıp tutuşurken sevgin bir çığ gibi büyüyordu,şimdi ise koca çığ erimeye başlamıştı.Denizliye gelmemi istiyordun,biliyordumki oraya gelip senin güzel gözlerine bakıp geri dönmekbeni dahada kötü umutsuzluk çemberine saracaktı.Döndükten sonra duaramıyacaktım buralarda tekrar gelip görmek isteyecektim seni ve üzecek şeylere sebep olacaktım seni..<br />
Bir msj yazdım sana gözlerimden yaşlar dökülürken aramıyacağımı söyledim birdaha seni.İlk defa ben demiştim bunu,nasıl yaptım hala aklım ermiyor,bir kaç gün bunun acısıyla sürüklenip giit.Sana okadar çok alışmıştımki her akşam sesini duymaya uzun uzun seni dinlemeyebunları ben bitirmiştim,neden yapmıştımki bunu,aslında biliyordum bir kaç anlık mutluluk beni ileride çok büyük acılar yaşamama neden olacaktı ve görüp bitirmiştim doyumsuz konuşmalarımızı.<br />
Seni aramak istiyordum tekrar ama ben bitirmiştim nasıl yapacaktımki,içki kadehlerini yudumlarken cesaretim arttı,msj attım sana bir aydan sonra konuştuk seninle 6dakika 23 saniyemutlu etti beni yine bu konuşma,başlamıştı yine sonu türk filimlerindeki gibi biten film.Msjlaşıyorduk seninle akşamlarıgüzel sözler söylüyordun banagönlümü okşuyordun o sözcükler.<br />
Yine arama dedin bana sevdiğinin olduğunubenimle konışarak ona ihanet etiğini söyledin.sen beni sevmediğin halde ben sana hiç ihanet etmedim,hayatıma kimseyi sokmadım.Ne diyebilirdimki ne söylenebilirdi,koca bir hiç..<br />
Sana içimdeki acıyla sitem dolu bir msj attım,cevabın çok ağır oldu,bugüne kadar banasöylediğin en acı sözdü.Ugruna dörbuçuk senemi verdiğim acılar yaşadığım gözyaşları döktüğüm gençliğimin en güzel çağlarını seni düşünmekle geçirip sana adadığım sevgimin sahte olduğunu söyledin bana,busözcükler okadar ağrıma gittiki içimdeki acıyla seni öldüreceğimi söyledim,adresini verdin.<br />
İşten hemen çıktım,arkadaşımdan silahı aldım,gara gittim,trene bindim.Öyle bi nefret kaplamıştıki içimigözüm hiçbirşey görmüyordu hiçbirşey düşünemiyordum sadece o msjın geliyordu gözümün önüne.<br />
Eskişehirde tren lokomotifi değiştirirken dışarı çıktım.Birden aklıma afyona dönüşün geldi,sana bir kağıt yollamıştım ya hani küçük bir cocukla,konuşmuştuk seninle yamakli vagonda sonra ayrılık vakti gelmişti.Biliyomusun o gün jandarmayı aradım ternde bomba var diye ihbar vermiştim seni birazdaha görme ümidiyle..<br />
Gözümden yaşlar aktı birden.Kendi kendimene yapıyorsundedim.Hayatta en çok sevdiğn insanın canını uğrunda hiç düşünmeden feda edeceğin kişinin canını almaya gitmek nasıl bi duygu diye geçirdim.Tren kalkmak üzereydi,bir yanım git bitir bu çözümsüz meseleyi,bi yanım atma kendini sonsuz vicdan azabına diyordu..<br />
Binemedim geri döndüm.Eğer gelseydim yapardım gerçekten,belki daha sonra kendimide öldürürdüm.Bitmişti artık herşey.Yapabileceğim hiçbir şey yoktu.Ne seni sevmeye devam edebilirdim artık nede mutlu olmaya.<br />
Ama nesen bir başkasından böyle büyük bir aşk göreceksin nede bir başkası benden.<br />
Vatan için akan kanın sevgili için akan gözyaşının bedeli yoktur.Ben iki bedelide ödeyemedim.<br />
Yaşattığın o güzel duygu için sana teşekkür ederim prenses..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/yalniz-yasa-yalniz-ol.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖLGELER UTANMAZLAR</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/golgeler-utanmazlar.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/golgeler-utanmazlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 20:54:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KeyiFBurda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Almak]]></category>
		<category><![CDATA[Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Celil]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Etti]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Geldi]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Kolay Gelsin]]></category>
		<category><![CDATA[Pencere]]></category>
		<category><![CDATA[Zor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=4037</guid>
		<description><![CDATA[Doğan, 1970 yılının şubat ayında Fransa’nın Farébersviller bölgesinde doğdu&#8230;. 1969 yılında Afyon’un Baştepe Köyü’nden gelen Babası Celil’in Freyming-Merlebach maden işletmelerinde zor şartlarda çalıştığını küçük yaşlarda fark etti. Ve kendisinin böyle bir çalışma ortamına girmemesi gerektiğini düşündü. Zeki ve çalışkan olmasına rağmen “yabancılara karşı takip edilen politikalar nedeniyle” kolej sıralarında yolu kesildi ve sanat okullarına yönlendirildi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doğan, 1970 yılının şubat ayında Fransa’nın Farébersviller bölgesinde doğdu&#8230;.</p>
<p>1969 yılında Afyon’un Baştepe Köyü’nden gelen Babası Celil’in Freyming-Merlebach maden işletmelerinde zor şartlarda çalıştığını küçük yaşlarda fark etti. Ve kendisinin böyle bir çalışma ortamına girmemesi gerektiğini düşündü.</p>
<p>Zeki ve çalışkan olmasına rağmen “yabancılara karşı takip edilen politikalar nedeniyle” kolej sıralarında yolu kesildi ve sanat okullarına yönlendirildi. Böylece yüksek tahsil yapma beklentisi kendi isteği dışında engellendi.</p>
<p>17 yaşında, mermer gibi sert cisimleri şekillendirmek üzere bir eğitime başladı. Başarısı dikkatleri çekti. Sanat okulundan mezun olduktan sonra öğrendiklerine kendi fikirlerini de ekleyerek dikkat çeken eserler üretmeye başladı. Kısa zaman içerisinde bölgenin Belediye Başkanı yaptığı güzel çalışmaları fark etti. Teşvik için ona bir atölye verdi ve iş tekliflerinde bulundu. O şehrin önemli yerlerindeki boş duvarlara pencere ve doğa görüntüsü verdi. Emeklerinin karşılığını almak suretiyle güzel para kazanmaya başladı.</p>
<p>Bir gün atölyesinde çalışırken yanına daha önce hiç tanımadığı bir kişi geldi :<br />
- Ben Fas’lı bir Öğretmenim. Bu bölgede görevliyim. Çalışmalarınız dikkatimi çekti. Sizi tebrik etmeye geldim.</p>
<p>Bu sıralarda Doğan’la tanışmak için gelenlerin sayısı da oldukça fazlaydı.</p>
<p>Babası emekliye ayrıldıktan sonra küçük bir mağaza açmıştı. Zaman zaman da Doğan’ı atölyesinde ziyaret ediyor ve böylece gelişmeleri de yakından takip ediyordu. Kendisine gösterilen ilgilerin çokluğundan olumsuz etkilenmemesi için ona uygun bir dille öğütler de veriyordu.<br />
Aradan birkaç gün geçmişti. Faslı Öğretmen atölyede çalıştığı bir sırada tekrar yanına geldi.<br />
- Doğan Bey, kolay gelsin. Ben sana bir teklifte bulunmayı düşündüm.<br />
“Söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi ? “ diye uzun uzun düşündüm. Ve seninle konuşmaya karar verdim. Yani kabul edersen seninle ortak olmak istiyorum.<br />
Doğan, kendisine yapılan bu teklife bir anlam veremedi.<br />
- Dostum, benim yaptığım bu işten sen anlıyor musun? Birkaç gün önceki<br />
konuşmalarına göre biliyorum ki anlamıyorsun&#8230; Uzun süre sizinle dostluğumuz da yok. Yani birbirimizi iyice tanımıyoruz. Benimle neden ortak olmak istediğini de anlayamadım. Sonra yaş itibarıyla senin gibi tecrübem de yok. Yani nereden bakarsam teklifine cevap vermem güçleşiyor. Ben burada yalnız da değilim. Bu gibi şeylerin riskini ilerde taşımamak için fikir alışverişinde bulunacağım ve sorumlu olduğum kişiler var&#8230; Onlara yani anama, babama ve eşime sormam lazım&#8230;</p>
<p>Faslı öğretmen aldığı cevaplardan memnun görünmüyordu :<br />
- Elbette annene, babana ve eşine sorabilirsin&#8230; Birkaç gün sonra ben seni tekrar ziyaret etmeye geleceğim. Şu an hemen karar vermek zorunda da değilsin&#8230; Acelesi yok yani&#8230;</p>
<p>Doğan akşam üzeri olup bitenleri babasına anlattı. Babası :<br />
- Oğlum işin içerisinde bir bit yeniği var&#8230; Bu adama dikkat etmelisin! Düpedüz bu<br />
adamın “senin kazandıklarında” gözü var&#8230; Sonra bu bir öğretmen. Yaşça da senden büyük&#8230; Ben uzaktan tanıyorum. Görünüşüyle bu herif sağlam bir pabuca da benzemiyor&#8230;<br />
- Yani&#8230; baba bu adam gelince kabul edemeyeceğimi bildireyim, değil mi? Zaten<br />
ben kabul edilemeyecek bir teklif olduğundan da daha önce ona bahsetmiştim.<br />
- Elbette oğlum&#8230; Şu zamanda insanlara güvenilmiyor ki&#8230; İnsanın en yakınından<br />
dahi hayır gelmiyor&#8230; Adamın yüzüne gülüp arkasından kuyusunu kazıyorlar. En<br />
iyisi tatlı dille başından uzaklaştır gitsin!<br />
- Tamam baba&#8230; senin dediğin gibi yapacağım.<br />
Birkaç gün sonra Fas’lı Öğretmen şehir merkezinde bir duvara resim yaparken Doğan’a :<br />
- Kolay gelsin sanatkâr adam&#8230; Müthiş bir çalışma&#8230; Ben hayatımda böyle bir<br />
çalışma görmedim. Seni kutlamamak imkansız&#8230;<br />
Doğan içini okşayan iltifatlarla dolu bu sözler karşısında merdivenden inerek onunla tokalaştı&#8230;<br />
- Çok güzel sözleriniz için size teşekkür ediyorum hocam&#8230;<br />
Doğan’a iyice yaklaşarak yumuşak seslerle :<br />
- Sevgili Doğan, sanatkârların haklarını her ne şekilde olursa olsun vermek lazım.<br />
Bu da yerinde tespitlerle olur&#8230; İşte ben seninle ortak olmayı da bu sebeplerle istiyorum. Ve şu an bunun için yanındayım. Annenin ve babanın görüşlerini aldın mı?<br />
Doğan kendisine ortaklık teklifinde bulunan bu şahsın tavırlarından da olumsuz etkilenmişti.<br />
- Kusuruma bakma hocam, teklifinizi kabul etmem mümkün değil&#8230; Zaten böyle bir<br />
insana ihtiyacım olsa benim iki erkek kardeşim var&#8230; Önce onları çağırırım&#8230;<br />
Faslı Öğretmen :<br />
- Sevgili Doğan senin gibi değerli bir insanın kusuru olur mu hiç&#8230; Bu cevabına<br />
oldukça saygı gösteriyorum. Ayrıca sana hak da veriyorum. Elbette bir adama<br />
ihtiyacın olsa, öncelikli olarak kardeşlerini seçmen kadar doğal bir şey olabilir mi?</p>
<p>Doğan olumsuz cevabının böylesine “nazikçe ve anlayışla” karşılanmasına oldukça şaşırmıştı. İçinden “böyle güzel sözlerin sahibi bir insan asla kötü olamaz&#8230;” diyordu. Ona :<br />
- Sevgili hocam&#8230; Beni utandırdınız. Sağ olun varolun. Sizin gibi değerli bir insanı bundan sonra atölyeme çay içmeye davet ediyorum. Arada sırada gelirseniz beni ihya etmiş olacaksınız.<br />
- Pekiyi sevgili Doğan, seni şimdi daha fazla rahatsız etmeyeyim. İşinden<br />
gücünden alıkoymayayım. İnşallah en kısa zamanda tekrar görüşürüz. Kolay gelsin&#8230; Hoşça kal&#8230;</p>
<p>Doğan aynı gün, akşam üzeri eşi ve çocuklarıyla; annesini, babasını ve kardeşlerini ziyarete gitti. Onlara olup bitenleri anlattı&#8230; Yaptığı işlerden bahsetti. Fas’lı öğretmenle aralarında geçen konuşmalardan söz etti.<br />
- Baba! Fas’lı öğretmen tahmin ettiğimiz gibi değilmiş&#8230; Ortak olarak kabul<br />
etmeyeceğimi söylediğim zaman anlayışla karşıladı&#8230; Yani “ortaklık teklifi” böylece kapanmış oldu.</p>
<p>Aradan günler geçtikçe Doğan’ı taltif edenlerin sayısı oldukça artıyordu. Babası bir yakınlarının ölümü dolayısıyla Afyon’a gittiği bir sırada Faslı Öğretmen Doğan’ı bölgenin en ünlü bir lokantasında yemeğe davet etti. O da bu daveti kabul etti&#8230; Oraya gittiğinde aşçılara kadar bütün lokanta çalışanları ve Faslı Öğretmen onu kapıda karşıladılar. İçerisi loş bir şekildeydi&#8230; Üzerleri mumlarla ışıklandırılmış sadece kuş sütünün bulunmadığı masalardan birinin en güzel bölümüne, iltifatlarla Doğan oturtuldu. Şampanyalar patlatıldı&#8230; Kadehlere konulan içkiler tabakların etraflarına dizildi.<br />
Lokanta görevlileri şampanyaların ve şarapların kalitesinden bahsederek :<br />
- Doğan Bey, içkilerimizden ve yemeklerimizden memnun olacağınızı umuyoruz.<br />
Faslı Öğretmen kadehini kaldırarak :<br />
- Haydi sevgili Doğan Bey, yaptığınız güzel çalışmalar ve yüksek sanatınız şerefine!<br />
Doğan :<br />
- Hocam ben içki içmiyorum&#8230; Hiç hayatımda içmedim&#8230; Böyle yerlere de alışık<br />
değilim. Normal olarak ben lokantalarda yemek yemiyorum. Ama senin hatırın için ilk kez buraya geldim.<br />
- Aaaaaa&#8230; Sevgili Doğan senin gibi büyük bir iş adamı, bir gün için, böyle güzel<br />
bir ortamda benimle şu güzel şampanyalardan ve şaraplardan içse ne olur sanki? Haydi&#8230; haydi isteğimi geri çevirme aydın insan! Al kadehi eline&#8230;<br />
Sonra fısıltı halinde :<br />
- Bak herkes bize bakıyor&#8230; Çaktırmadan sen içmene bak&#8230;<br />
Doğan kadehlerden birini eline aldı. Elleri ve ayakları titriyordu. Ağzına bir yudum aldığı an tiksinti duyar gibi oldu. Sonra yemek arası normal bir şekilde içmesini sürdürdü. Bir ara ağzında kelimeler dağılırmışçasına Faslı Öğretmene :<br />
- Sevgili Öğretmenim ben artık içmeyeceğim şu meretten&#8230; Haram yahu&#8230; Bana<br />
Zorla içirdin. Sonra sen de Müslümansın&#8230; hem kendin günahkâr oldun, hem de beni günahkâr ettin! Bak gördüğüm kadarıyla sen benim gibi sarhoş da değilsin&#8230; Başım dönüyor yahu. Şimdi ben evime nasıl gideceğim?<br />
- Sevgili Doğan Bey, Sevgili dostum&#8230; Biz burada ne güne varız. Taksi çağırırız olur biter&#8230; Seni böyle yüzüstü bırakır mıyız hiç?<br />
- O da doğru ya? Pekiyi beni bu kafayla hanım ve çocuklarım nasıl karşılayacak?<br />
- Doğan Bey sen erkek adamsın be&#8230; Sen taşlara nasıl şekil veriyorsun? Aklınla ve<br />
hünerlerinle&#8230; Elbette buna da bir çare bulursun! Sonra &#8230;. sarhoştan herkes korkar&#8230;<br />
Bağırdın mı olur biter!<br />
- Doğru ya ben erkek adamım&#8230; Evin reisi benim&#8230; Bağırdım mı olur biter!<br />
- Bravo Doğan Bey!</p>
<p>Doğan tirit gibi sarhoştu. Taksiyle evine geldiği sırada saat 03.00’ü bulmuştu. Eşi merak içerisinde kalmıştı&#8230; Kayınvalidesine “yanlış anlaşılır düşüncesiyle” telefon dahi açamamıştı. Doğan : “Hanım&#8230; Hanım&#8230;” diye bağırdığı sırada cebinden taksi şoförüne vermek üzere para çıkarmaya çalışıyordu&#8230; Eşi kapıyı açtığı sırada Erdoğan şoföre 500 Frank uzattı ve “üstü kalsın” dedi&#8230; Fransız Şoför :<br />
- Beyefendi biz halka hizmet ediyoruz. Siz sarhoşsunuz&#8230;. Yani ne yaptığınızın<br />
farkında değilsiniz&#8230; “Borcunuz, gece tarifesi olarak 50 Frank&#8230; Alın şu 450 Frank’ınızı&#8230; “ dedi&#8230;. Ve parasının üstünü vererek oradan uzaklaştı.</p>
<p>Eşi, Doğan’ı aşırı bir şekilde alkollü görünce :<br />
- Bak Doğan’cığım seni uykusuz kalarak üç çocuğumuzla şu ana kadar bekledik.<br />
Sen hiç içki içmezdin&#8230; Ne oldu da bugün içki içtin? Birisi mi içirdi yoksa?<br />
Gözleri kıpkırmızıydı Doğan’ın&#8230; Eşine doğru yaklaşarak :<br />
- Bana bak! Sana hesap vermemi mi bekliyorsun ha? Bırak da felekten bir gün<br />
çalalım. Hani şu nazik öğretmen vardı ya&#8230; İşte o davet etti beni. Lokantaya bir yığın para da ödedi zavallı!<br />
- Doğan’ım bak ayakta duracak halin yok! O öğretmen iyi bir insan olsaydı,<br />
seni bu hale düşürmezdi? Yalvarıyorum sana&#8230; Ne olursun bir daha içme&#8230; Her zamanki gibi yemeğimizi sen ve ben çocuklarımızla birlikte yiyelim&#8230;<br />
Doğan gözlerini irileştirerek eşine iyice yaklaştı.<br />
- Daha konuşmaya devam edecek misin ulan? Söyle sen mi yöneteceksin beni<br />
ha? Benim karar verme hakkım yok mu hiç? Bak herkes bana “bey” diyor&#8230; Zenginim artık&#8230; daha Fazla konuşursan nelerle karşılaşacağını biliyor musun?<br />
- Doğan’ım ben senin her şeyine katlanırım&#8230; Yeter ki sen bir daha içki içme!<br />
Üç çocuk iyice annelerine sarılırken en küçüğü ağlamaya başlamıştı&#8230;<br />
Annesi onu kucağına aldı&#8230;<br />
- Ne oldu yavrum? Niçin ağlıyorsun?<br />
3 yaşındaydı Celil&#8230; Annesine sarılarak :<br />
- Anne&#8230; ben babamdan korkuyorum&#8230; O beni neden kucağına almadı&#8230; Beni<br />
Sevmiyor değil mi?<br />
- Kes sesini&#8230; Evin reisi benim. Şuna bak benden korkuyormuş&#8230; Ben öcü müyüm<br />
ulan?</p>
<p>Ertesi sabah, eşi Tülay, çocuklarından ikisini, karınlarını doyurduktan sonra okula götürdü. Celil uyuyordu. Kendisi kahvaltıyı eşiyle birlikte yapmak için aç susuz öğleye kadar bekledi.</p>
<p>Doğan kalktığı zaman saat 12.00’yi geçiyordu. Kendini oldukça yorgun hissediyordu. Eşi ona olup bitenlerden hiç söz etmedi. Kendi kendine “oldu bir kere&#8230; inşallah bir daha olmaz. Anlarsa yaşadıkları kendisine bir ceza gibi&#8230; ” diyordu. Birlikte kahvaltı yaptılar.</p>
<p>Babası Türkiye’den gelinceye kadar Faslı öğretmen üç kez daha onu aynı lokantaya davet etti. Her defasında lokanta masraflarını da ödedi.<br />
Doğan içkili bir hayatın iyice içine girmişti. İçmediği zaman elleri ve ayakları titriyordu. Uykusuzlukla beslenen huzursuzlukla çevresindekilerin kendisiyle ilgilenmelerine de oldukça tepki gösteriyordu. Bunlardan en çok etkilenen de eşi ve çocuklarıydı.<br />
İş ve aile hayatını olumsuz etkileyen gelişmelerden sonra babası da Türkiye’den gelmişti. Eşi Tülay, çocuklarıyla oldukça sarsıldıkları halde Doğan’ın durumundan tek kelime dahi Celil Bey ve yakınlarına bahsetmedi. Ama kayınpederi, olup bitenleri anlamakta gecikmedi. Doğan’ın tedavisi ve çözümü oldukça güç bir hale düştüğünü de gördü.<br />
Uzun süre doktor tedavisi görmesine rağmen kendisini sürükleyen isteklerin önüne bir türlü geçemedi.</p>
<p>Faslı Öğretmen, alkol bağımlısı olmasından sonra bir kez olsun Doğan’ı aramadı.<br />
Annesi ve babası gözyaşları içerisinde Doğan’a bir çok kez yalvardılar :<br />
- Oğlum bak gurbetteyiz. Güzel işin vardı, kaybettin&#8230; Görüyorsun Belediye<br />
Başkanı da desteğini çekti. Verdiği atölyeyi elinden aldı. Senin dost bildiğin Faslı Öğretmen şimdi nerede? Seni ne arıyor ne de soruyor&#8230; Seni dertlerinle baş başa bırakıp çekilip gitti. Farkındaysan senden intikam aldı.</p>
<p>Doğan düştüğü durumdan kurtulmak için kendisiyle ne kadar mücadele ettiyse de bunu başaramadı. Hatta gizlice evdeki kolonyaları dahi içti. Çocukları ve eşi gözyaşlarıyla dolu bir hayata daha fazla dayanamadılar. Bu arada Paris’te bulunan bir dostlarından psikolojik yardım istediler. Geçmişten itibaren onlarla karşılıklı hep dayanışma içinde olan Ömer Bey bu olayı duyar duymaz onların bu isteğine olumlu cevap verdi. Ve tüm ailenin çektiği çileleri bir nebze de olsa durdurabilmek ümidiyle elinden gelen bütün gayretleri esirgemedi..<br />
Doğan, Ömer Bey’in telkinleriyle ancak iki ay kadar içkiden uzaklaştı.</p>
<p>Sonra kaçamak yollardan tekrar içki içmeye başlayınca eşi Tülay çocuklarını da alarak evini terk etti. Doğan sonradan eşinin Fransa’nın Reims şehrinde kalan teyzesinin yanında olduğunu öğrendi. Tülay eşinin kendisiyle görüşmek istediğini öğrenince onu oradan telefonla aradı : “ İçki karşılığında beni ve çocuklarımı dışlamamış olsaydın biz buraya gelmezdik. Bir daha Faslı Öğretmenin ve iğrenç anıların bulunduğu o bölgede yaşamamız imkansız&#8230;” cevabını verdi.<br />
Celil, gelini Tülay için Oğluna : “O yerden göğe kadar haklı oğlum&#8230;” dedi.<br />
- Sen ya içki içme fikrini sürdürerek hem kendi hayatını karartacaksın hem de yuvanı dağıtmayı kabulleneceksin&#8230; Ya da içki denen illeti hayatından atıp gül gibi yuvanda çoluk çocuğunla yaşayacaksın. Yani bu iki tercihten birini seçeceksin. Aklın varsa dosta düşmana karşı daha fazla rezil olmadan içkisiz bir hayata geri dön ve hayatını kurtar. O kadını, yani hanımını da acıların içine atmadan tedbirini al!</p>
<p>Doğan günlerce çocuklarını sayıkladı. Geceleri uykusunu bölen düşlerle dağlandı. Onu içki içmeye sevk eden dürtülerle savaştı. Girdiği çıkmazlarda günlerce yalnız başına kalışının sorumlularını aradı. “Bu bir savaş&#8230; “ diyordu kendi kendine. “Kazanmalıyım&#8230; elbette kazanacağım!” Gurbette stratejisizliğin ağlarından kurtulmanın mücadelesini veriyordu. Hiç kimseyle görüşmeden geçen günlerin kıskacındaydı. Kendine sertleşerek geri dönmesinden korktuğu duygularını, bir başka kişiye yöneltmeden önce, “aynalardaki görüntüleriyle” konuştu.</p>
<p>Çocuğunun “ben babamdan korkuyorum&#8230;” sözleri zihninden uzun süre çıkmadı. Bir sabah kahvaltısından sonra annesine ve babasına :<br />
“Ben karar verdim&#8230;” dedi. Annesi ve babası önce şaşkın bir şekilde Doğan’ın yüzüne baktılar. Sonra Celil : “Neye karar verdin oğlum?” dedi.<br />
Annesi ve babası merak içerisindeydiler. Sabırla onun açıklamasını beklediler.<br />
Doğan&#8230; “karar verdim&#8230;. Çocuklarımın ve eşimin yanlarına döneceğim.“ dedi. Ve hıçkıra hıçkıra ağlayarak :<br />
“Sevgili babacığım, senin ismini verdiğim Celil burnumda tütüyor. Çok özledim onları çok. Daha fazla dayanamayacağım.”<br />
Annesi ve babası da gözyaşlarını tutamadılar. Ve üçü birden birbirlerine sarılarak sarmaş dolaş oldular.<br />
Celil :<br />
“ Doğru ya oğlum, epey azap çektin. Tabi sadece sen değil, hepimiz çektik&#8230; Başına gelmedik kalmadı. İçki, bir türlü afet ama bunu sana alıştıran, senin yuvanı darmadağın eden adam da ayrı bir afet&#8230; yani iki afet arasında kaldın&#8230;” Sonra ağlayarak : “Git oğlum git&#8230; Bir daha şu içki denen zıkkımı evinin kapısından içeriye sokma! İçenlerin yanına asla uğrama. Aslan oğlum zaten sana bu yakışıyor. Bak biz ananla hacca giderken sana ve kardeşlerine çok dua etmiştik. Ya Rab kötü niyetli insanların şerrinden çocuklarımızı koru! diye. On yıl geçti aradan&#8230; O zamanlar her şey iyiydi. Ama şimdi insanların yöneldikleri şeyler farklılaştı. Biz yönümüzü Kabe’ye dönüyoruz. Bazıları da, şerre ve kalleşliğe dönüyorlar. Bir başkası da bir başka yöne dönüyor. Allah bizi bir daha bu durumlara düşürmesin!”</p>
<p>Doğan birkaç gün sonra dediğini yaptı. Ve bir ev kiralayarak eşi ve çocuklarıyla Reims’e yerleşti. Onlar için hayatın çileli yolu Reims’de noktalanmıştı.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/golgeler-utanmazlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>E-Mail</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/e-mail.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/e-mail.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 20:51:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KeyiFBurda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Abd]]></category>
		<category><![CDATA[Bana]]></category>
		<category><![CDATA[Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[E Mail]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Karar]]></category>
		<category><![CDATA[Kere]]></category>
		<category><![CDATA[Kg]]></category>
		<category><![CDATA[microsoft]]></category>
		<category><![CDATA[Sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Satar]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=4034</guid>
		<description><![CDATA[Personel şefi kısa bir iş görüşmesini takiben ve test (yer temizletme) yaptıktan sonra şunu söyler: &#8221; &#8211; İşe kabul edildin, bana e-mail adresini ver, sana başlama tarihini ve getireceğin evrakları bildireceğim.&#8221; Adam boynu bükük bir şekilde bilgisayarının ve tabii ki e-mailinin olmadığını söyler. Personel şefi bu durumda yaşayan birisi olarak düşünülemeyeceğini ve yaşamayan birisini de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Personel şefi kısa bir iş görüşmesini takiben ve test (yer temizletme) yaptıktan sonra şunu söyler:</p>
<p>&#8221; &#8211; İşe kabul edildin, bana e-mail adresini ver, sana başlama tarihini ve getireceğin evrakları bildireceğim.&#8221;</p>
<p>Adam boynu bükük bir şekilde bilgisayarının ve tabii ki e-mailinin olmadığını söyler.</p>
<p>Personel şefi bu durumda yaşayan birisi olarak düşünülemeyeceğini ve yaşamayan birisini de işe alamayacağını yüzüne vurur. Adam ne yapacağını bilmez ve kırgın bir şekilde ve cebinde sadece 10$ ile dışarı çıkar.</p>
<p>Hale gidip 10 kg domates almaya karar verir , kapı kapı dolaşarak domatesleri satar ve sermayesini iki katına çıkarır. Bu işi üç kere daha yapar ve sermayesini 160</p>
<p>a yükseltir. Artık bu şekilde yaşamını devam ettirebileceğine kanaat getirir. Her sabah evinden biraz daha erken çıkar ve daha geç döner.</p>
<p>Her gün parasını katlamakla meşguldür. Kısa bir zaman sonra bir el arabası satın alır, daha sonra bunu bir kamyonla değiştirir. Bir süre sonra bir sevkiyat filosunun sahibidir artık. 5 yıl sonra adam ABD&#8217;nin en büyük gıda distribütörü olmuştur.</p>
<p>Artık ailesinin geleceğini düşünür ve bir hayat sigortasına başvurur. Görüşmenin sonunda sigortacı teklifini göndermek üzere e-mail adresini ister. Adam e-mail adresinin olmadığını söyleyince sigortacı şöyle der:</p>
<p>&#8221; &#8211; Çok tuhaf, bir e-mailiniz olmadan böyle bir imparatorluk kurmuşsunuz, hele bir de e-mailiniz olsaydı ne olurdunuz kim bilir..&#8221;</p>
<p>Adam düşünür ve şöyle cevap verir : &#8221; &#8211; Microsoft &#8216; da temizlikçi olurdum.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/e-mail.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Islak Seccade</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/islak-seccade.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/islak-seccade.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 20:49:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KeyiFBurda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Bizim]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Kullan]]></category>
		<category><![CDATA[Merhabalar]]></category>
		<category><![CDATA[Nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[Onu]]></category>
		<category><![CDATA[Senin]]></category>
		<category><![CDATA[Ter]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=4030</guid>
		<description><![CDATA[Aslı üniversite imtihanlarının kazanamamış,ailesi de onu bir daha ki sene kazanır düşüncesiyle dershaneye gönderiyordu.Lise zaten oldukça yoğun geçmişti onun için.Son yazılılara kadar işin ciddiyetinin farkında değildi aslında. Ailesi onu anlamıyor o ise en deli olduğu dönemini yaşıyordu oysa.Kanının en deli aktığı bir dönem.Arkadaşlarıyla gezmek,eğlenmek,sinema,tiyatro,cafe,park vesaireler dururken evde ders çalışarak bu en genç günlerini harcıyordu.Hem ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslı üniversite imtihanlarının kazanamamış,ailesi de onu bir daha ki sene kazanır düşüncesiyle dershaneye gönderiyordu.Lise zaten oldukça yoğun geçmişti onun için.Son yazılılara kadar işin ciddiyetinin farkında değildi aslında. Ailesi onu anlamıyor o ise en deli olduğu dönemini yaşıyordu oysa.Kanının en deli aktığı bir dönem.Arkadaşlarıyla gezmek,eğlenmek,sinema,tiyatro,cafe,park vesaireler dururken evde ders çalışarak bu en genç günlerini harcıyordu.Hem ne olurdu sanki üniversiteyi kazanamayıp,hayatına bu şekilde devam etse? Ne olurdu sanki ailesi onu rahat bıraksa?Ama her gün anne ve babasından bir yığın nasihat dinlemek hiç hoşuna gitmiyordu. Onu son derece rahatsız eden konuşmalardı bunlar;</p>
<p>- Kızım bak bu senin hayatında bir dönüm noktası.İş fırsatı bakımından,geleceğin için çok önemli.Bizim Anne-babalarımız böyle uğraşmadılar bizimle.Hem ne güzel olurdu bende okuyabilseydim.Birkaç kuruşa talim etmezdim.Fabrikada benden aşağıda olanlar sırf üniversite mezunu diye müdür ve yardımcıları oluyor krallar gibi yaşıyorlar.Oysa benim sırtımdan ter akıyor yine de onların maşının yarısını bile alamıyorum.Aklını kullan kızım çalış,çalış.</p>
<p>Aslı bu nasihatlerden bıkmış,sırf bunları duymamak için ders çalışıyordu.Dershane başlayalı henüz bir hafta olmuştu.Sınıftakilerin bir çoğu da onun gibi dersleri ciddiye almayarak,ailesinin zoruyla gelenlerdi.Zaten çok ta kalabalık sayılmazlardı.O gün yeni biri daha gelmişti sınıfa.Öğretmen kendisini tanıtmasını istediğinde genç kız mahcup bir şekilde kalkarak tanıttı kendisini;</p>
<p>- Arkadaşlar merhabalar.Adım Şule.Ben de pek çoğunuz gibi geçen sene istediğim puanı tutturamadım.Okulda sınava hazırlanmak oldukça zor.Geçen sene de dershane deneyimim olamamıştı.Kısmet bu seneymiş.İnşallah bu sene de sınava girmeyi düşündüğüm için buradayım.Hakkımızda hayırlısı neyse o olsun.Zamanla birbirimiz daha iyi tanırız inşallah.</p>
<p>Öğretmen genç kıza teşekkür ederek boş olan Aslının yanına oturmasını söyledi.Genç kızda utangaç bir edayla arkadaşının yanına ilişti.Aslı yanına oturan kızı süzdü önce.Kendisinde oldukça farklı bir görünüşe sahipti Şule.Başı sıkı sıkıya kapalı,topuklarına kadar uzun dış kıyafetiyle çok sade giyinmişti.Oysa Aslı,iddialı kıyafetleri tercih ederken yüzünü ön planda gösterecek makyajını yapmadan dışarı çıkmazdı.Yanına utangaç bir şekilde oturan genç kızın mahcubiyetten kızaran yanakları,ışıl ışıl parlayan gözleri,ağır başlı hali ve tavrıyla o kadar güzel gözüküyordu ki.Aslı göz ucuyla süzdüğü genç kızın kulağına eğilerek;</p>
<p>- Hoş geldin.Umarım dersi anlarsın.Çünkü ben bir şey anlamıyorum.Bu sıcakta gezmek varken burada bu konularla uğraşmak çok sıkıcı değil mi?</p>
<p>Genç kız tebessüm ederek karşılık verdi;</p>
<p>- Hoş bulduk. Bu sıcak karşılama için teşekkürler.Gerçektende hava güzel.Ama bu güzelliği ders çıkışı da değerlendirebiliriz.Derse kendini verememen de gayet doğal.Matematik gerçekten de zor bir derstir.Laf aramız da,bana da ağır geliyor ama ne yapalım anlamak zorundayız.</p>
<p>Daha sonra öğretmenin kendilerine baktığını hisseden Şule susarak dinlemeye koyuldu.</p>
<p>Ders bitmiş eve gitmek üzere hazırlanıyorlarken Aslı merakla sordu;</p>
<p>- Bu civarda mı oturuyorsunuz?</p>
<p>- Sayılır. İki durak ötede. Yürüyorum anlayacağın. Ya sen nerede oturuyorsun?</p>
<p>- Bende az ileride yolumuz aynıysa birlikte çıkalım mı? Tabi bir bekleyenin ve uğrayacağın bir yer yoksa şayet.</p>
<p>- Yok. Eve gidiyorum.Bu gün burada gördüğüm dersleri tekrar edersem daha iyi anlıyorum.Beraber çıkalım inan çok sevinirim.</p>
<p>İki genç kız kitaplarını toparlayarak çıktılar dışarıya.Kapıdan çıkar çıkmaz güneşin kavurucu sıcağı bunaltmıştı Aslı yı.Oysa kısa kollu gömleği ve ince pantolonu vardı üzerinde.Yanındaki arkadaşına bakıp,onun sıcaktan daha fazla etkileneceğini düşünerek üzüntülü bir şekilde sordu;</p>
<p>- Çok sıcakmış değil mi? Sen daha fazla terlemiş ve sıcaktan bunalmış olmalısın.</p>
<p>Arkadaşı yine o masum gülücükle karşılık verdi;</p>
<p>- Yoo. Beni bunaltmadı. Üzerimdekileri birkaç senedir taşıdığım için alışığım. Galiba biraz da terlememeye ve bunalmamaya şartlandırıyorum kendimi.Düşünmüyorum yani</p>
<p>- Peki ailen mi istedi bu şekilde kapanmanı?</p>
<p>- Hayır onlar sadece bana anlattılar bende kabul ettim. Zorlama yok. Zoraki olmaz zaten. İnsanın yürekten istemesi lazım.Başka türlü verimli olamaz ki insan.</p>
<p>- Benim ailem bana bir şey anlatmadı.Onların önem verdiği tek şey üniversiteyi kazanmam.Başka bir şey duymadım onlardan.Sınavı kazanırsam hayatımın kurtaracağımdan bahsediyorlar sürekli.</p>
<p>- Ne güzel işte.Sınavı kazanmanı istiyorlar demek ki.Aslında bu dünyada bir sınav. Kazananlar,kazanamayanların olduğu cezanın ve mükafatın olacağı bildirilen bir sınav.Üniversite imtihanını kazandığın da bu dünyanı kurtarıyorsun.Bu dünyadaki imtihanı kazanınca da Ahiretini kurtarıyorsun.Yani ebedi kalacağın yurdunu belirliyorsun? Hangisi daha kalıcı?</p>
<p>Aslı şaşırmıştı.Soracak o kadar soru vardı ki ama eve gelmiş ayrılmaları gerekiyordu.</p>
<p>- Şule tanıştığımıza memnun oldum.İyi ki bizim sınıfa geldin.Seninle iyi anlaşacağız galiba.</p>
<p>- Evet çok iyi anlaşacağız.İnan bende çok memnun oldum.Daha sonra detaylı konuşuruz inşallah.Yarın görüşmek üzere.Allah’a emanet ol.</p>
<p>Aslı ne diyeceğini bilemediğinden sadece;</p>
<p>- Sende.</p>
<p>Diyebildi.Evin kapısına yönelmişti ki arkasına dönüp giden arkadaşına baktı.Kendinden o kadar farklıydı ki konuşmaları,giyim tarzları,hatta şikayet ettikleri şeyler bile farklıydı onunla.Ama yine de sevmişti bu genç kızı.En azından samimiydi,içtendi,doğaldı.Bu da kısa bir okul arkadaşlığı için yeterliydi.Her zaman ki gibi yorgun bir şekilde eve attı kendini.Odasına çekilmiş,bütün kitapları yatağın üzerine boşaltıp hangi dersi kontrol etmesi gerektiğine karar verememişti. Annesinin hazırladığı ve odasına getirip bıraktığı yemeğini bitirince ders yapmaya başladı.Aslında canı hiç istemese de annesinin nasihatlerini dinlemektense bu kasvetli odada ders yapmayı tercih etmişti.Odaya göz gezdirdi sonra.Duvarlarda ki popçuların resimlerine baktı uzun uzun.Onlar da kendisi gibi uğraşmışlar mıydı acaba?Tıpkı onun gibi odalarına kapanıp saatlerce ders çalışmışlar mıydı?Hayatlarını imtihan kazanma hırsıyla ertelemişler miydi?Onun gibi uğraşmışlar ve saatlerce nasihat dinlemişler miydi?Şimdi bolluk içinde,şöhret olarak gününü gün eden bu insanlar nasıl örnek oluyorlardı ona?</p>
<p>Yoksa her şeyi bir kenara bırakıp duvarlarını süsleyen bu insanlar gibi kısa yoldan para,şöhret ve itibara kavuşmak için onları mı örnek almalıydı? Hep zirvede olan ünlü ve zengin bir şarkıcı olmak ne güzel bir hayal di bu.O zaman kimse ona nasihatte bulunamaz,kimse ders yap diye baskı uygulayamazdı.İnsanlara o hükmeder ve ünlü biri olarak refah içerisinde yaşar giderdi.Sonra şöhretin doruğunda uyuşturucunun tuzağına düşenleri hatırladı.Ailelerinden kopan ve mutluymuş gibi gözükmeye çalıştıklar geldi aklına.Aile kurmaktan bile aciz birbirlerinin kucağında gezen bir yığın insandı bunlar.Her şeyleri sahte,güzellikleri,gülüşleri,dostlukları,sevgileri her şeyleri sahteydi bunların.Ya sonları o hepsinden beterdi.Ya ucuz bir otelde yalnız ölüp gidiyorlardı veya bakacak kimseleri olmayınca tanımadıkları insanlara muhtaç oluyorlardı.Bir kısmı da uyuşturucu kurbanı olarak izbe bir yerde bulunuyordu cesedi.Güzellikleri,şöhretleri,itibarları yok olunca zaten psikolojileri de bozuluyordu bir çoğunun.Tüm bunları düşünürken uzandığı yatağında derin bir uykuya dalıp gitmişti bile.</p>
<p>Ertesi gün geç vakit kalkıp yine her zaman ki gibi isteksiz bir şekilde dershaneye gitmek üzere çıktı evden.Sınıfa girdiğin de arkadaşları çoktan gelmiş.koyu sohbete başlamışlardı bile.Şule Aslıyı görünce tebessüm etti yine.Arkadaşını görünce sevinmiş sıranın üzerine yaydığı kitaplarını kendi tarafına çekerek;</p>
<p>- Hoş geldin Aslı.Nerede kaldın? Gelirken sana uğrayıp beraber geliriz diye düşündüm ama ailen ne der düşüncesi beni engelledi.</p>
<p>- Keşke zile bassaydın ben inerdim,beraber konuşa konuşa gelirdik. Ben yolda sıkılıyorum.</p>
<p>- Tamam inşallah yarın zile basarım,beraber geliriz.Ders çıkışı sende bize gelirsin beraber hem ders çalışırız hem konuşuruz.Anneme senden bahsettim.Oda çok çabuk arkadaş edinmemden dolayı çok sevindi.Seni merak ediyor bir gün gel de sizi tanıştırayım.</p>
<p>Aslı olur manasında başını sallarken öğretmende içeri girmiş derse başlamışlardı bile.</p>
<p>O gün yine olağan bir şekilde ders dinleyerek geçmişti.Dersin bir an önce bitmesi eve gitmek için can atıyorlardı.Çıkışta yine Aslı ve Şule beraberlerdi.Aslı merakla sordu yine;</p>
<p>- Dün okul çıkışı ne yaptın bakalım?</p>
<p>- Biraz ders yaptım biraz da anneme yardım ettim.Akşam da misafirlerimiz vardı onlarla geç vakte kadar sohbet ettik.Gelen uzaktan bir akrabamız oda örtülü üniversite imtihanına girmiş fakat örtülü olduğu için derslere alınmayınca o da okulu bırakmak zorunda kalmış.Bizim başımıza da aynı şeyin gelmesinden endişe ettiğini anlattı.Kendisini her konuda geliştirmiş birisidir.Benimde İslam’la gerçek mana da tanışmama o vesile oldu aslında.</p>
<p>- Örtülüleri derse almazlarsa sende açarsın.Okumak daha önemli değil mi?Hem okul bitince tekrar kapatırsın.</p>
<p>Şule üzgün bir şekilde cevap verdi;</p>
<p>- Allah’ın izniyle böyle bir şey asla yapmam.Hani dün konuşmuştuk hatırladın mı? Bu dünyanın imtihanıyla Ahiretin imtihanını.</p>
<p>- Evet hatırladım..</p>
<p>- İşte bu dünya da diploma alabilmek uğruna neden gerçek ve kalıcı hayatımı mahfedeyim.Sonuna kadar direnirim,hakkımı ararım ama asla ve asla inandığım değerlerden taviz vermem.</p>
<p>- Belli olmaz o gün belki de mecbur kalır ve bir yolunu ararsın.Peruk gibi .şapka gibi.Demokrasilerde çareler tükenmez.</p>
<p>Şule tebessüm ederek karşılık verdi.</p>
<p>- Bu kimi kandırmak olur sence? Allah’ımı, beni oraya almayanları mı yoksa kendimi mi? Kimi kandırmış olurum bu şekilde? Neyse bunları daha sonra konuşuruz.Sen neler yaptın bakalım?</p>
<p>- Hep aynı bizim evde pek renk yoktur her kes kendi halinde ben odamda ders yaparken annemler ses bile yapmazlar.Benim daha fazla çalışıp,sınavı kazanmam için ellerinden gelenleri yapıyorlar.</p>
<p>- Bunu bu şekilde bilmek sana daha ağır sorumluluk yükler değil mi?</p>
<p>- Aslında öyle olması gerek ama bana yüklemiyor sadece sinir ediyor.Beni yarış atı gibi görmeleri hayatımı sadece kazanmam gereken sınava bağlı görmeleri çok rahatsız ediyor.Ya kazanamazsam sorusu daha ağır geliyor.</p>
<p>Şule arkadaşının olumsuz tavrına üzülmüştü.Arkadaşını rahatlatacak bir teklif geldi aklına</p>
<p>- Aslı ailen bize gelmene izin verirse, bize gidelim de beraber ders yaparız,sohbet ederiz,hem seni annemle tanıştırırım.</p>
<p>- İzin verirler herhalde.Geçerken bir sorarız tamam mı?</p>
<p>Bu arada konuşmaya dalmışlar Aslı ların kapısına gelmişlerdi bile.Aslı arkadaşına dönerek;</p>
<p>- Sen bir dakika bekle ben anneme sorayım hemen gelirim olur mu?</p>
<p>- Tamam Aslı ben seni burada bekliyorum.</p>
<p>Aslı koşarak çıktı merdivenleri.Kısa bir zaman sonra neşeyle dönmüştü Şulenin yanına.</p>
<p>- Tamam geliyorum.Annem sıkı sıkı ders çalış ama diye tembih etti.</p>
<p>Sevinçle yola devam ettiler.Yol boyunca yine koyu sohbet içindeydiler.Aslı,Şule lerin evine geldiğinde Annesi ile tanışınca şaşırmıştı.Hem kızını hem de onu gülerek karşılayan Şulenin annesi her ikisini de öperek hoş geldiniz demesi çok hoşuna gitmişti.Şule;</p>
<p>- Aslı sen keyfine bak.Bir şeyler atıştırıp derse başlarız ama önce ben namazımı kılayım tamam mı arkadaşım.</p>
<p>Aslı şaşkın bir şekilde tamam manasında başını sallayarak salondaki koltuğa oturup beklemeye başladı.Şule abdest almış karşıdaki odada namaza durdu.Aslı uzaktan onu görebiliyordu.Dikkatli bir şekilde,kendinden geçmiş halde de namaz kılan genç kızı seyretmeye başladı.Ayakta ellerini göğsünde bağlamış,bir şeyler mırıldanıyordu.Şulenin yüz ifadesi dikkatini çekti sonra.Bazen yüzü asılıyor,bazen tebessüm ediyor,bazen de sanki sevinçli bir haber almış gibi rahat bir şekilde devam ediyordu namazına.Aslı hayranlıkla seyrediyordu arkadaşını.Şule terapide gibi rahatlıyor casına kılıyordu namazı.Aslı namaz kılan çok insan görmüştü ama hiç birinde bu huşuyu görememişti.Namaz kılarken amcasını defalarca görmüştü.Babannesini ve diğer insanları da seyretmişti namaz kılarlarken ama hiç birinde bu şekilde etkilendiklerini görmemişti.Şule secdeye gittiğinde uzun süre kalkmıyor dakikalarca duruyordu secdede.Her hareketini takip etmeye başladı Şulenin.Her tavrı,her hali etkiliyordu onu.Namaz dan sonra yanına geldiğinde Şulenin gözleri kızarmıştı.Aslı şaşırmıştı ama bir şey soramadı ona.</p>
<p>O gün biraz ders,biraz da konuşarak geç vakte kadar oyalandılar.Aslı eve gitmesi gerektiğini söyleyerek izin isteyip kalkmıştı ki,Şule ve babası da onu bırakmak üzere beraber çıktılar evden.Aslı çok memnun kalmıştı o geceden.Gelince annesine de anlattı.Hafta sonu tekrar gideceğini söyleyip uyumak üzere odasına gitti.Yatağa yattığında Şulenin namaz kılması geldi gözünün önüne.Tanıdığı diğer namaz kılanlarla arasındaki farkı bir türlü bulamıyordu.Ertesi gün bunu Şuleden öğrenecekti.</p>
<p>Ertesi gün erkenden kalkıp Şulenin gelmesini beklemeye başladı.Vakit hayli geç olmasına rağmen Şule gelmemişti.Aslı daha fazla gecikmemek için koşar adımlarla gitti dershaneye.İçeri girdiğinde ders başlamıştı.Öğretmenden özür dileyerek yerine oturdu.Şule gelmemişti.Nedenini çok merak ediyordu.Dersin bir an önce bitmesi ve arkadaşına gidip neden gelmediğini öğrenmek için sabırsızlanıyordu.Nihayet ders bitince hızla eve giderek annesine olayı anlatıp Şulelerin evinin yolunu tutmuştu bile.Kapının önüne gelince zile bastığında Şulenin annesi gülümseyerek açtı kapıyı.Aslı merakla sordu.</p>
<p>- Teyzeciğim Şule okula gelmedi de bende merak ettim.Hasta değildir umarım.</p>
<p>- Önemli bir şey yok kızım.Sadece üşütmüş ateşi vardı biraz bende bu şekilde okula göndermedim.O, senin bekleyeceğini düşünerek gitmeyi çok istedi ama ateşi buna mani oldu.Telefon numaranı da bilmiyormuş.Seni bekleteceği için çok üzüldü.Ben sizin evi bilseydim gelip haber verecektim.Bilmediğim için seni beklettik galiba.Hakkını helal et yavrucuğum.</p>
<p>- Olsun teyzeciğim,önemli değil.O kadar beklemekten bir şey olmaz. Önemli bir şey olduğunu düşündüğüm için meraklandım sadece.Şule nerde? Görüşebilir miyim?</p>
<p>- Tabi ne demek? Odasında Kuran okuyordu.Dur haber vereyim hemen.</p>
<p>- Rahatsız etmeyin teyzeciğim ben beklerim.</p>
<p>Bu arada telefon çalmış Şulenin annesi telefonda konuşuyordu.Aslı kapı aralığından Şuleyi görünce arkadaşına dikkatle seyre dalmıştı.Her şeyden habersiz,kendinden geçmiş gibi Kuran okuyordu Şule.Aslı arkadaşını süzmeye başladı.Yüz ifadesi dikkatini çekti yine.Bazen tebessüm halini alırken bazen de korku dolu bir ifade beliriyordu yüzünde.Hayretle bakıyordu arkadaşına.Namaz kılarken de aynı hale tanık olmuştu.Çok etkilemişti Şulenin bu hali.O kadar etkilenmişti ki ayakta tepkisiz bir şekilde onu seyrettiğini unutmuştu.Ta ki Şule nin annesinin gelerek;</p>
<p>- Kızım neden ayakta bekliyorsun,otursana.Bende Şuleye haber vereyim.</p>
<p>Diye seslenene kadar devam etti bu hal.Annesinin haber vermesiyle Şule bir müddet sonra onların yanına gelerek sımsıkı sarıldı arkadaşına;</p>
<p>- Arkadaşım benim. Hakkını helal et.Seni beklettim bugün.O kadar çok üzüldüm ki anlatamam.Ama sabah çok ateşliydim ve evden çıkacak durumda değildim.</p>
<p>- Önemli değil Şuleciğim. Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu düşündüğüm için ziyaret edeyim diye geldim. Yoksa sana hesap sormak gibi bir niyetim asla olamaz.</p>
<p>- Aslıcığım, hesap sorman için değil sadece ağızdan çıkan her söz yemin gibidir bence. Sözümde duramamanın üzüntüsü bu sadece. Ve özürüm de bunun için.Anlat bakalım bu gün neler yaptınız?</p>
<p>- Bildiğin gibi konu tekrarı yapıldı bu gün de. Sen olmayınca tadı yoktu zaten.</p>
<p>- Canım arkadaşım benim. Allah razı olsun. Ne güzel bir yüreğin var senin. Ve bunu ne güzel yansıtıyorsun.</p>
<p>- Şule sana bir şey sorabilir miyim?</p>
<p>- Tabi ki arkadaşım buyur.</p>
<p>- Kur’an okurken yüz ifaden dikkatimi çekti.Bazen sevinçli,bazen hüzünlü,bazen de hiddetliydi sanki.Geçen gün sen namaz kılarken de çok dikkatimi çekmişti bu halin.Neden bu şekilde olduğunu merak ettim.Bir kere bizim evde Kur’an okutmuştu annem.Ama onlar hep aynı şekilde okuyup bitirdiler.Sonra da annem onlara para vermişti.</p>
<p>Şule acı acı gülümsedi.Kur’anı para karşılığı okunması ona her zaman yanlış gelmişti</p>
<p>- Bak Aslıcığım. Kur’an okurken mealini yani anlamını da okuyorum ben. Arapça bilmediğim için anlamıyorum. Türkçeye çevirileri var Kur’anın.Oradan okuyorum.Bazen Cennet ve oradaki nimetleri o kadar güzel anlatılıyor ki tebessüm etmemek imkansız.Cehennem ve ateş halkından bahsederken de üzülüyorum,hüzünleniyorum.Hüküm ayetlerinde de merakla bir daha bir daha okuyorum ki yanlış anlamışsam düzelteyim diye.Yüz ifademin sürekli değişmesi belki de ondandır.Gel istersen sana da okuyayım.Kayıtsız kalınmayacağını sende göreceksin.</p>
<p>Arkadaşının eline yapışarak odasına götürdü. Kur’anı Kerimi eline alan şule okumaya başlayacaktı ki, Aslı heyecanla atıldı,</p>
<p>- Aman ha. Annem başın açıkken okunursa çarpılırsın dedi. Biz ellemeyiz bile çarpar diye.</p>
<p>- Allah celle okumasını ve yaşamasını emredecek birde dinlersen çarpılırsın diyecek bu tezat olmaz mı arkadaşım. Bu insanları Kuran dan uzaklaştırmak için söylenen sözler.Ben okuyayım sen sadece dinle.Dinlemende hiçbir sakınca yok.</p>
<p>Aslı şaşırmıştı. O, kendini bildi bileli Duvarda kabında asılı duran Kur’anı Kerim geldi aklına. Şimdiye kadar onu açıp okumayı hiç düşünmemişti.Büyükleri sürekli çarpan bir şey olarak bahsediyorlardı ondan.Eline aldığı,ellediği zaman çarpan ulaşılmaz bir kitap olarak anlatılmıştı ona.O bunları düşünürken Şule okumaya başladı;</p>
<p>‘Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.</p>
<p>Gerçek şu ki, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün arka arkaya gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde yüzen gemilerde,Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle ölümünden sonra yer yüzünü dirilttiği suda,debelenen her canlıyı orada üretip yaymasında,rüzgarları estirmesinde,gök ile yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için ibretler vardır’</p>
<p>Aslı heyecanla atıldı.</p>
<p>- Çok etkileyici. Ben bu şekilde hiç düşünmemiştim. Bütün kainata baktığımızda aslında Allah’ın eseri olduğunu biliyoruz ama bu kadar hayatımıza müdahale ettiğini düşünmemiştim.</p>
<p>Şule, Aslının bu denli merakla dinlemesine sevinmiş heyecanla sordu;</p>
<p>- Aslı mesela namazda sürekli okuduğumuz Elham’ı biliyor musun.</p>
<p>- Evet çok küçükken babannem öğretmişti.</p>
<p>- Bak onun anlamını da okuyalım istersen</p>
<p>- Sevinirim vallahi. Manası olabileceğini hiç düşünmemiştim. Tekerleme gibi ezberletilmişti bana nedir manası?</p>
<p>‘Bütün hamdler alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a mahsustur. O Rahmandır yani dünyada herkese merhametli, Rahimdir yani ahirette sadece iman edenlere merhametli olandır.Biz yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.Bizi doğru yola ilet.Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna gazap ettiklerinin yoluna değil’</p>
<p>Aslı duygulanmıştı gözleri buğulanmış sesi titreyerek karşılık verdi;</p>
<p>- Ne güzel bir duaymış bu Yarabbi. Hem bizi yoktan var ediyor hem de ona nasıl dua edeceğimizi de gösteriyor. Çok güzel Şule inan çok etkileyici.Senden bir şey rica etsem.</p>
<p>- Tabi ne istersen Aslı.</p>
<p>- Bana arada bu şekilde okur musun? Çok fazla etkiledi beni. Duvarda ki kabında asılı dururken ulaşılmaz geliyordu. Bu kadar etkileyici olabileceği hiç aklıma gelmemişti.Oysa şimdi bambaşka bir yönünü anladın Kur’anın.Sana,bana,hepimize hitap eden ilahi bir mesaj.</p>
<p>- Arkadaşım hasta olan bir insanın reçetesini çerçeveleterek duvara asması ne kadar iyileştirirse onu, Hayat kaynağı olması gereken Kur’anı asması da o kadar etkiler ancak.Okunması ve yaşanması gereken Allahın kitabından uzaklaştığımız müddetçe asla kendimize gelemeyiz.Bizi biz yapan değerler ancak kulluğumuzun bilincine varacağımız zaman olacaktır.İnşallah her gün beraber okuruz.Kimi zaman cennet ayetleriyle sevinçten ağlarız,kimi zaman cehennem ayetleriyle korkudan göz yaşı dökeriz.Kimi zaman iman ayetleriyle imanımızı sağlamlaştırır,kimi zaman da peygamberlerle olan bölümlerinde kendimize dersler çıkartırız Allah’ın izniyle.</p>
<p>Aslı gözleri ışıl ışıl parlayarak atıldı söze;</p>
<p>- İnşallah arkadaşım inşallah. Çok geç oldu. Annem merak etmiştir. Şimdi çıkmam lazım hava kararmadan gideyim. Yarın gelecek misin okula.</p>
<p>- İnşallah geleceğim.Bugün daha iyiyim. Tamam o zaman yarın görüşürüz.</p>
<p>- Allah’a emanet ol arkadaşım.</p>
<p>Aslı koşar adımlarla çıktı evden. Yolda gördüğü her şeye bakmıyor görüyordu. Daha önce dikkatini çekmeyen her şey o kadar anlamlı geliyordu ki ona. Örneğin yoldan geçen bir kedi.İnsanlar ne kadar robot yaparlarsa yapsınlar bunun gibisini yaratamazlardı.Mesela ağaçlar,kuşlar,kelebekler,batmaya yüz tutmuş şu güneş,birazdan parlayarak çıkacak olan yıldızlar,ve öylece asılı olup sürekli şekil değiştiren ay,yerde yemyeşil halı gibi döşenmiş çimenler hiç birini kimse yaratmaya kadir değildi ki.Bunları düşünerek eve girmişti bile.Yemeğinin yedikten sonra banyoda hafızasında kalan bilgileriyle abdest alarak odasına girip kapıyı kilitledi.Hiç kullanmadığı seccadeyi sererek Allahu Eber diyerek durdu namaza.Elham suresini okurken Şulenin okuduğu bölümleri düşünüyordu.Gözleri buğulanmış vaziyette secdeye vardığında hıçkırarak ağlamaya başladı.Göz yaşları sel olmuş dakikalarca ağladı ağladı.Secde den başını kaldırmak istemiyordu sanki.Bu yaşına kadar yaptıklarını ve yapması gerekirken yapmadıklarını düşündükçe binlerce tövbe ediyordu onu yoktan var edene. Her aldığı nefes için, her yaşadığı an için, her bir zerresi için ne kadar şükretse azdı aslında. Ama o bu yaşına kadar bunları hiç düşünmemiş sadece gününü gün etmişti.Tüm bunlar aklına geldikçe hıçkırıkları daha da sıklaşıyordu.Çok sevdiği ve kaybettiği bir şeyi bulmuş casına sevinçli,ama yaptıklarından dolayı da üzgün,karmakarışık duygularla uzun süre ağladı secde de.Dakikalar sonra Namazı bitip selam verdiğinde uzun uzun dua etti onu yoktan var edene.Binlerce tövbe etti yaptıkları ve yapmadıkları için.Daha fazla geç kalmadan gerçekleri onun görmesine vesileler kıldığı için Rabbine binlerce kez şükretti sonra.Duası bittiğinde gözyaşlarından ıslanan seccadeyi bir dahaki namazda kullanmak üzere katlayıp masanın yanına bıraktı.</p>
<p>Camdan dışarı seyretmeye koyulmuştu ki,gökyüzünün derinliklerine bakarak Rabbine şükrederken sabah ezanı farklı minarelerden Rabbin huzuruna davet ediyordu tüm insanları.Bu çağrıyı daha önce hiç dikkate almamanın verdiği buruklukla az evvel bıraktığı seccadeyi alarak tekrar serdi ve durdu namaza.Secdeye vardığında seccade hala ıslaktı ama o bunu hissetmiyor sadece alnını onu yoktan var edenin huzurunda eğmenin gönül rahatlığını yaşıyordu tüm benliğinde&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/islak-seccade.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ARKADAŞIMIZI NEFSİMİZE TERCİH ETMEK</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/arkadasimizi-nefsimize-tercih-etmek.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/arkadasimizi-nefsimize-tercih-etmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 19:09:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KeyiFBurda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Dolu]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmet Han]]></category>
		<category><![CDATA[Hani]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Koca]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir]]></category>
		<category><![CDATA[Olsa]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[Teker]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3988</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde acaba kaçımız arkadaşımızı nefsimize tercih ediyor o bizden daha kıymetlidir diyoruz. Çanakkale savaşının en harareli yerlerinden biri anında yerde yiğitler yaralı hemde ağır yaralı hemde ağır yaralı bir şekilde yatıyorlar.Ve baba yiğidin biri bir kutuya bir kaç yudum su doldurarak koşarak geliyor yaralının birine suyu içirecek diğer yandan su su diye bir ses ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde acaba kaçımız arkadaşımızı nefsimize tercih ediyor o bizden daha kıymetlidir diyoruz.<br />
Çanakkale savaşının en harareli yerlerinden biri anında yerde yiğitler yaralı hemde ağır yaralı hemde ağır yaralı bir şekilde yatıyorlar.Ve baba yiğidin biri bir kutuya bir kaç yudum su doldurarak koşarak geliyor yaralının birine suyu içirecek diğer yandan su su diye bir ses ben içmiyorum kardeşime götür suyu diyor koşa koşa diğerine gidiyor tam ona içirecek diğer bir yandan su su diye bir ses kardeşim o haldeyken ben içmem suyu kardeşime götür diyor ve bir koşmaca soluğu diğer askerin yanında alıyor ve hiç durmadan tam suyu içirecek yine aynı ses su su&#8230; ve yine aynı cevap kardeşime götür suyu Allahım bu ne duygu..<br />
Hani o koca hükümdar çağ açıp çağ kapayan Fatih Sultan Mehmet Han bir gün kıyafet değiştiripte halkın arasına karışıyor ve dükkan dükkan geziyor ilk dükkana girip bir malzeme alıyor diğerini vermiyor esnaf ben siftahımı yaptım yandaki kardeşim daha satamadı deyip ona yöneltiyor diğer bir malzemeyi ondan alıyor hükümdar o da ikinca bir malzeme vermiyor ben satacağımı sattım yandaki kardeşim daha satamadı padişah teker teker aynı cevapları alıyor son dükkandan da çıktığı zaman o koca hükümdar gözleri dolu bir şekilde Vallahi ben bu insanlarla değil İstanbulu dünyayı fethederim<br />
Evet sahabe ruhlu insanlar.Gelelim günümüze değil bir müslüman kardeşimizi düşünmek aynı sütü emdiğimiz kardeşimizi bile canlarımızı ciğerlerimizi bile bir hiç uğruna arkalrından vuruyoruz.o büyüttükleri hayallerini,ümitlerini ya hiç düşünmeden çok kolay yıkabiliyoruz.Evet çok nadir de olsa o sahabe ruhlu insanlardan var Diyecek daha çok şey var ama işin acı trafını söylemek istemiyorum<br />
Allah hepimizi affetsin islam sancağını bizlerden almasın<br />
Saygı ve Dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/arkadasimizi-nefsimize-tercih-etmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Savaşın En Kanlı Günlerinden Biriydi</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/savasin-en-kanli-gunlerinden-biriydi.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/savasin-en-kanli-gunlerinden-biriydi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 May 2010 01:44:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KeyiFBurda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Atma]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge]]></category>
		<category><![CDATA[Dene]]></category>
		<category><![CDATA[Etti]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Peki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3954</guid>
		<description><![CDATA[Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride , kanlar içinde yere düştüğünü gördü. insanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar. Asker teğmenine koştu hemen: - Komutanım, bir koşu arkadasımı alıp geleyim mi? &#8216;Delirdin mi?&#8217; der gibi baktı teğmen - Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş Büyük olasılıkla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste">Savaşın en kanlı günlerinden biriydi.</div>
<div id="_mcePaste">Asker en iyi arkadaşının az ileride , kanlar içinde yere düştüğünü gördü.</div>
<div id="_mcePaste">insanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.</div>
<div id="_mcePaste">Asker teğmenine koştu hemen:</div>
<div id="_mcePaste">- Komutanım, bir koşu arkadasımı alıp geleyim mi?</div>
<div id="_mcePaste">&#8216;Delirdin mi?&#8217; der gibi baktı teğmen</div>
<div id="_mcePaste">- Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş Büyük olasılıkla ölmüştür bile Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!</div>
<div id="_mcePaste">Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.</div>
<div id="_mcePaste">- Peki, dene bakalım!</div>
<div id="_mcePaste">Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı Birlikte siperin içine yuvarlandılar.</div>
<div id="_mcePaste">Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:</div>
<div id="_mcePaste">- Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim! Bu zaten ölmüş.</div>
<div id="_mcePaste">- Değdi Komutanım, değdi! dedi asker .</div>
<div id="_mcePaste">- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?</div>
<div id="_mcePaste">- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu.</div>
<div id="_mcePaste">Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için</div>
<div id="_mcePaste">Ve, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:</div>
<div id="_mcePaste">&#8216;Geleceğini biliyordum!&#8217;</div>
<div id="_mcePaste">GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!</div>
<div id="_mcePaste">Kalbimizde &#8216;arkadaşlık&#8217; denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl basladığını bilemezsiniz.</div>
<div id="_mcePaste">Ama bunun özel bir armağan olduğunu bilirsiniz.</div>
<div id="_mcePaste">Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir .</div>
<div id="_mcePaste">Yüzünüzü güldürüp, başarmanız için cesaret verirler .</div>
<div id="_mcePaste">Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar.</div>
<div id="_mcePaste">Hikaye2 :</div>
<div id="_mcePaste">&#8220;Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?&#8221; diye sordular bir bilgeye. Bilge, büyük bir sofra hazırladı ve sevgiyi dillerinden eksik etmemelerine karşın, onu günlük yaşamlarında hiç kimseye göstermeyen kişileri yemeğe çağırdı. Sofrada herkes yerini aldıktan sonra, önlerine birer tas sıcak çorba, sonra da derviş kaşıkları denen, sapları bir metre uzunluğunda özel kaşıklar getirildi.</div>
<div id="_mcePaste">Ev sahibi konuklarına bu kaşıkları nasıl tutmaları gerektiğini söyledi. Herkes kaşığının ucundan tutmak zorunda kaldı. Konuklar, uçlarından tuttukları bir metre uzunluktaki kaşıkları güçlükle taslarına daldırıyorlar, fakat kaşıklarına çorba doldurup, ağızlarına götüremiyorlardı. Ağızlarına bir kaşık çorba koyabilmeyi beceremeyen konuklar, yemekten sonra kalktıklarında, karınlarını doyuramamışlar, kaşıklarından dökülen çorbalarla da sofranın üstünü kirletmişlerdi.</div>
<div id="_mcePaste">Bilge, bir gün sonra ikinci bir yemek daveti verdi. Bu kez, sevgiyi gerçekten bilen ve her gün sevgiyle yaşayan kişileri çağırdı. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen pırıl pırıl kişiler geldiler ve bu kez onlar yerlerini aldılar, sofrada. Önlerine birer tas sıcak çorba ve sapları bir metre uzunluktaki derviş kaşıkları getirildi. Onlara da kaşıkları ancak  saplarının uçlarından tutabilecekleri kuralını söylendi.</div>
<div id="_mcePaste">Ev sahibi bilgenin &#8220;Buyurun, afiyet olsun&#8221; sözünden sonra sofradaki herkes, önündeki kaşığı, sapının ucundan tuttu ve herkes kaşığını, karşısındaki kişinin tasına daldırıp, kaşığına aldığı çorbayı, karşısındaki kişinin ağzına uzattı. Bu yöntemle herkes karnını doyurabildi. Konuklar sofradan kalktıklarında ise, sofranın üstünde, dökülmüş tek damla çorba yoktu.</div>
<div id="_mcePaste">&#8220;Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır ?&#8221;sorusunu soranlara bu uygulamayla yanıt verdikten sonra bilge, bir de öğütte bulundu:</div>
<div id="_mcePaste">&#8220;İşte&#8221;, dedi.&#8221; Kim ki yaşam sofrasında yalnızca kendini görür ve yalnızca kendini doyurmayı düşünürse, o kişi aç kalacağını da bilmelidir.</div>
<div id="_mcePaste">Ve kim ki başkalarına da düşünür ve o da kesinlikle doyurulacaktır. Çünkü yaşam denen bu pazarda, alan değil, veren kazançlıdır her zaman.&#8221;</div>
<div id="_mcePaste">Hikaye3:</div>
<div id="_mcePaste">Yaşlı Kadın “Anacığım” ifadesiyle nasıl değişti :</div>
<div id="_mcePaste">Beşinci caddedeki pastanede yatar kalkardı. Ankesörlü telefonların bulunduğu salondaki yattığı yere  girmeden önce onun kokusunu alırdım. Kir içindeki kıyafetlerine pis kokular sinmişti.. Bir tane bile sağlam diş kalmamış ağzından çürük kokusu yayılırdı. Artık evsizleri dışarı atabilmek için pastaneyi saat 6’da kapatıyorlar. Kendi kendisiyle konuşarak bir köşeye kıvrılıyor. Ağzı asılı kalmışçasına açık  kalırken kokusu hafif rüzgarla havaya karışıyor.</div>
<div id="_mcePaste">Bir gün yemeğimiz artmıştı. Paketledim ve arabayı alıp alelacele 5. Cadde’ye doğru yola koyuldum. Dondurucu bir geceydi. Caddede yapraklar uçuşuyordu.. Dışarıda hiç kimse yoktu. Birkaç miskin insan dışında herkes sıcak yuvasına çekilmişti. Onu nerede bulacağımı iyi biliyordum. Her zaman olduğu gibi giyinmişti. Yazları bile böyle giyinirdi. Yaşlı, eğilmiş vücudunu saklamak için üstünü başını yünlü kumaşlarla sarmalardı. Soğuk elleri alışveriş çantasını tutuyordu. Pastanenin yanındaki çocuk bahçesinin demirlerine sırtını dayamış, oturuyordu. “Rüzgardan korunaklı bir yer neden seçmedi acaba? “ diye düşündüm. Öyle çılgındı ki, bir kapı girişine sinip korunmak aklına gelmemişti. Arabamı sağa çekip penceremi indirdim ve  ”Anacığım, lütfen” dedim. Birdenbire “Anacığım!” dediğim için kendime şaşırdım ama anlayamadığım bir şekilde aynen bir anne gibiydi. Yine “Anacığım, sana biraz yemek getirdim. Hindi ve elmalı tart  yemek ister misin?” diye seslendim. Yaşlı kadın bana baktı ve oynayan iki ön dişinin arasından  gayet açık ve fark edilir bir şekilde bana “Teşekkür ederim! Ama  şu anda çok tokum. Neden gerçekten ihtiyacı olan birine götürmüyorsun?” dedi.  Söyledikleri gayet açıktı ve tavrı hayli kibardı. “Anacığım!” ifadesi onda bir izzet ve asalet meydana getirmiş, kesin muhtaç olmasına rağmen o haliyle bile şahsiyetini korumuştu. Ben ordan ayrılırken başı önüne düştü…</div>
<div id="_mcePaste">Bobbie Probstein/ Genç Beyin</div>
<div id="_mcePaste">Hikaye4</div>
<div id="_mcePaste">100</p>
<p>lık Ders:</p></div>
<div id="_mcePaste">Meshur bir hatip konusmasina 100 dolarlik bir banknotu elinde tutarak basladi.</div>
<div id="_mcePaste">200 kisilik salonda:</div>
<div id="_mcePaste">&#8220;Bu 100 dolarlik banknotu kim ister?&#8221; diye sordu.</div>
<div id="_mcePaste">Salonda eller tek tek havaya kalkmaya basladi.</div>
<div id="_mcePaste">&#8220;Tamam bu 100 dolari Icinizden birine verecegim, ama once lutfen izin verin bir sey yapayim&#8221; dedi ve banknotu burusturmaya basladi.</div>
<div id="_mcePaste">Tekrar sordu: &#8220;Hala kim istiyor?&#8221;</div>
<div id="_mcePaste">Salonda ayni eller havaya kalkti.</div>
<div id="_mcePaste">&#8220;Pekala, sunu yaparsam ne olacak bakalim?&#8221; dedi.</div>
<div id="_mcePaste">Banknotu yere atti ve ayakkabisinin altinda ezmeye basladi.</div>
<div id="_mcePaste">Bir sure sonra egildi ve parayi aldi. Banknot kirli ve burus burus olmustu.</div>
<div id="_mcePaste">&#8220;Hala isteyen var mi?&#8221; diye sordu.</div>
<div id="_mcePaste">Salonda eller tekrar havaya kalkti.</div>
<div id="_mcePaste">&#8220;Arkadaslar, sanirim hepiniz cok onemli bir ders ogrendiniz.</div>
<div id="_mcePaste">Paraya ne yaparsam yapayim siz hala onu istemeye devam ettiniz,cunku biliyordunuz ki bu banknot degerinden bir sey kaybetmedi.Hala 100 dolar degerinde bir banknot!&#8221;</div>
<div id="_mcePaste">Iste bunun gibi hayatinizda cok defalar verdigimiz kararlar yuzunden ya da karsi karsiya geldigimiz durumlar yuzunden yere duseriz, cigneniriz, ustumuz basiniz kirlenir, camur oluruz. Ama basimiza gelenler ya da gelecekler, ne olursa olsun degerimizi asla kaybetmeyiz. Kirli ya da temiz, buruşuk ya da ütülü olalim.Ona gore bizler hala paha biçilmeziz.</div>
<p>Savaşın en kanlı günlerinden biriydi.Asker en iyi arkadaşının az ileride , kanlar içinde yere düştüğünü gördü.insanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.Asker teğmenine koştu hemen:- Komutanım, bir koşu arkadasımı alıp geleyim mi?&#8217;Delirdin mi?&#8217; der gibi baktı teğmen- Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş Büyük olasılıkla ölmüştür bile Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.- Peki, dene bakalım!Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı Birlikte siperin içine yuvarlandılar.Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:- Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim! Bu zaten ölmüş.- Değdi Komutanım, değdi! dedi asker .- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu.Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içinVe, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:<br />
&#8216;Geleceğini biliyordum!&#8217;GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!<br />
Kalbimizde &#8216;arkadaşlık&#8217; denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl basladığını bilemezsiniz.Ama bunun özel bir armağan olduğunu bilirsiniz.Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir .Yüzünüzü güldürüp, başarmanız için cesaret verirler .Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar.</p>
<p>Hikaye2 :&#8221;Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?&#8221; diye sordular bir bilgeye. Bilge, büyük bir sofra hazırladı ve sevgiyi dillerinden eksik etmemelerine karşın, onu günlük yaşamlarında hiç kimseye göstermeyen kişileri yemeğe çağırdı. Sofrada herkes yerini aldıktan sonra, önlerine birer tas sıcak çorba, sonra da derviş kaşıkları denen, sapları bir metre uzunluğunda özel kaşıklar getirildi.    Ev sahibi konuklarına bu kaşıkları nasıl tutmaları gerektiğini söyledi. Herkes kaşığının ucundan tutmak zorunda kaldı. Konuklar, uçlarından tuttukları bir metre uzunluktaki kaşıkları güçlükle taslarına daldırıyorlar, fakat kaşıklarına çorba doldurup, ağızlarına götüremiyorlardı. Ağızlarına bir kaşık çorba koyabilmeyi beceremeyen konuklar, yemekten sonra kalktıklarında, karınlarını doyuramamışlar, kaşıklarından dökülen çorbalarla da sofranın üstünü kirletmişlerdi.    Bilge, bir gün sonra ikinci bir yemek daveti verdi. Bu kez, sevgiyi gerçekten bilen ve her gün sevgiyle yaşayan kişileri çağırdı. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen pırıl pırıl kişiler geldiler ve bu kez onlar yerlerini aldılar, sofrada. Önlerine birer tas sıcak çorba ve sapları bir metre uzunluktaki derviş kaşıkları getirildi. Onlara da kaşıkları ancak  saplarının uçlarından tutabilecekleri kuralını söylendi.Ev sahibi bilgenin &#8220;Buyurun, afiyet olsun&#8221; sözünden sonra sofradaki herkes, önündeki kaşığı, sapının ucundan tuttu ve herkes kaşığını, karşısındaki kişinin tasına daldırıp, kaşığına aldığı çorbayı, karşısındaki kişinin ağzına uzattı. Bu yöntemle herkes karnını doyurabildi. Konuklar sofradan kalktıklarında ise, sofranın üstünde, dökülmüş tek damla çorba yoktu.   &#8220;Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır ?&#8221;sorusunu soranlara bu uygulamayla yanıt verdikten sonra bilge, bir de öğütte bulundu:    &#8221;İşte&#8221;, dedi.&#8221; Kim ki yaşam sofrasında yalnızca kendini görür ve yalnızca kendini doyurmayı düşünürse, o kişi aç kalacağını da bilmelidir.Ve kim ki başkalarına da düşünür ve o da kesinlikle doyurulacaktır. Çünkü yaşam denen bu pazarda, alan değil, veren kazançlıdır her zaman.&#8221;</p>
<p>Hikaye3:</p>
<p>Yaşlı Kadın “Anacığım” ifadesiyle nasıl değişti :<br />
Beşinci caddedeki pastanede yatar kalkardı. Ankesörlü telefonların bulunduğu salondaki yattığı yere  girmeden önce onun kokusunu alırdım. Kir içindeki kıyafetlerine pis kokular sinmişti.. Bir tane bile sağlam diş kalmamış ağzından çürük kokusu yayılırdı. Artık evsizleri dışarı atabilmek için pastaneyi saat 6’da kapatıyorlar. Kendi kendisiyle konuşarak bir köşeye kıvrılıyor. Ağzı asılı kalmışçasına açık  kalırken kokusu hafif rüzgarla havaya karışıyor.<br />
Bir gün yemeğimiz artmıştı. Paketledim ve arabayı alıp alelacele 5. Cadde’ye doğru yola koyuldum. Dondurucu bir geceydi. Caddede yapraklar uçuşuyordu.. Dışarıda hiç kimse yoktu. Birkaç miskin insan dışında herkes sıcak yuvasına çekilmişti. Onu nerede bulacağımı iyi biliyordum. Her zaman olduğu gibi giyinmişti. Yazları bile böyle giyinirdi. Yaşlı, eğilmiş vücudunu saklamak için üstünü başını yünlü kumaşlarla sarmalardı. Soğuk elleri alışveriş çantasını tutuyordu. Pastanenin yanındaki çocuk bahçesinin demirlerine sırtını dayamış, oturuyordu. “Rüzgardan korunaklı bir yer neden seçmedi acaba? “ diye düşündüm. Öyle çılgındı ki, bir kapı girişine sinip korunmak aklına gelmemişti. Arabamı sağa çekip penceremi indirdim ve  ”Anacığım, lütfen” dedim. Birdenbire “Anacığım!” dediğim için kendime şaşırdım ama anlayamadığım bir şekilde aynen bir anne gibiydi. Yine “Anacığım, sana biraz yemek getirdim. Hindi ve elmalı tart  yemek ister misin?” diye seslendim. Yaşlı kadın bana baktı ve oynayan iki ön dişinin arasından  gayet açık ve fark edilir bir şekilde bana “Teşekkür ederim! Ama  şu anda çok tokum. Neden gerçekten ihtiyacı olan birine götürmüyorsun?” dedi.  Söyledikleri gayet açıktı ve tavrı hayli kibardı. “Anacığım!” ifadesi onda bir izzet ve asalet meydana getirmiş, kesin muhtaç olmasına rağmen o haliyle bile şahsiyetini korumuştu. Ben ordan ayrılırken başı önüne düştü…<br />
Bobbie Probstein/ Genç Beyin</p>
<p>Hikaye4</p>
<p>100</p>
<p>lık Ders:</p>
<p>Meshur bir hatip konusmasina 100 dolarlik bir banknotu elinde tutarak basladi.<br />
200 kisilik salonda:<br />
&#8220;Bu 100 dolarlik banknotu kim ister?&#8221; diye sordu.<br />
Salonda eller tek tek havaya kalkmaya basladi.<br />
&#8220;Tamam bu 100 dolari Icinizden birine verecegim, ama once lutfen izin verin bir sey yapayim&#8221; dedi ve banknotu burusturmaya basladi.<br />
Tekrar sordu: &#8220;Hala kim istiyor?&#8221;<br />
Salonda ayni eller havaya kalkti.<br />
&#8220;Pekala, sunu yaparsam ne olacak bakalim?&#8221; dedi.<br />
Banknotu yere atti ve ayakkabisinin altinda ezmeye basladi.<br />
Bir sure sonra egildi ve parayi aldi. Banknot kirli ve burus burus olmustu.<br />
&#8220;Hala isteyen var mi?&#8221; diye sordu.<br />
Salonda eller tekrar havaya kalkti.<br />
&#8220;Arkadaslar, sanirim hepiniz cok onemli bir ders ogrendiniz.<br />
Paraya ne yaparsam yapayim siz hala onu istemeye devam ettiniz,cunku biliyordunuz ki bu banknot degerinden bir sey kaybetmedi.Hala 100 dolar degerinde bir banknot!&#8221;<br />
Iste bunun gibi hayatinizda cok defalar verdigimiz kararlar yuzunden ya da karsi karsiya geldigimiz durumlar yuzunden yere duseriz, cigneniriz, ustumuz basiniz kirlenir, camur oluruz. Ama basimiza gelenler ya da gelecekler, ne olursa olsun degerimizi asla kaybetmeyiz. Kirli ya da temiz, buruşuk ya da ütülü olalim.Ona gore bizler hala paha biçilmeziz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/savasin-en-kanli-gunlerinden-biriydi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzellik ve Çirkinlik</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/guzellik-ve-cirkinlik.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/guzellik-ve-cirkinlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 17:08:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik ve Çirkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik ve Çirkinlik oku]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3655</guid>
		<description><![CDATA[Asırlardır birbirine kırgın olan güzellik ve çirkinlik birgün artık barışmaya karar verirler. Çirkinlik güzelliğe der ki &#8221;Ey güzellik! Biz seninle yıllar yılı kavga ettik,buna artık bir son verelim ve barışalım.&#8221;İyi kalpli güzellik ise buna hayır diyemez ve kabul eder. Günler birbirini kovalar ve çirkinlik güzelliği denize,yüzmeye davet eder, güzellikte onu kıramaz ve giderler. Güzellik ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Asırlardır birbirine kırgın olan güzellik ve çirkinlik birgün artık barışmaya karar verirler. Çirkinlik güzelliğe der ki &#8221;Ey güzellik! Biz seninle yıllar yılı kavga ettik,buna artık bir son verelim ve barışalım.&#8221;İyi kalpli güzellik ise buna hayır diyemez ve kabul eder. Günler birbirini kovalar ve çirkinlik güzelliği denize,yüzmeye davet eder, güzellikte onu kıramaz ve giderler. Güzellik ve çirkinlik giysilerini çıkartır ve yüzmeye başlarlar. Tabi çirkinlik gene bir kötülük yapacak ya, denizden çıkar ve güzelliğin giysilerini giyer,kendi giysile ve ordan hızla uzaklaşır. Güzellikte belli bir süre sonra denizden çıkar ve bir bakarki giysileri çalınmış ve sadece giyebileceği çirkinliğin giysileri kalmış. Güzellikte çirkinliğin giysilerini giyer ve oradan uzaklaşır. İşte o günden beri insanoğlu güzellikle çirkinliği birbirine karıştırır olmuştur. <strong>Fakat gönül gözleri açık olanlar her güzelliğin içindeki çirkinliği ve her çirkinliğin içindeki güzelliği görür&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/guzellik-ve-cirkinlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hasret</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/hasret-2.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/hasret-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2010 15:41:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KeyiFBurda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[aşk hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3587</guid>
		<description><![CDATA[Sümeyye eli titreyerek bastı zile.Heyecanı her halinden belliydi.Elleri buz tutmuş,engel olamadığı bir titreme hakimdi tüm vücudunda.Bacaklarında derman kalmamış,yere yığılacakmış gibi zor duruyordu ayakta.Uzun seneler olmuştu bu kapıdan içeri girmeyeli.Kapının açılmasını beklerken son kez eşarbını ve üstünü başını düzeltti.Her şey yolunda gibiydi.Kendinden emin bir şekilde bir daha bastı zile.Kapının yavaş yavaş açılmasıyla heyecanı bir kat daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sümeyye eli titreyerek bastı zile.Heyecanı her halinden belliydi.Elleri buz tutmuş,engel olamadığı bir titreme hakimdi tüm vücudunda.Bacaklarında derman kalmamış,yere yığılacakmış gibi zor duruyordu ayakta.Uzun seneler olmuştu bu kapıdan içeri girmeyeli.Kapının açılmasını beklerken son kez eşarbını ve üstünü başını düzeltti.Her şey yolunda gibiydi.Kendinden emin bir şekilde bir daha bastı zile.Kapının yavaş yavaş açılmasıyla heyecanı bir kat daha fazlalaşmıştı.Merakla baktı kapıyı açana. Uzun sarı boyalı saçlarıyla gayet bakımlı,oldukça fazla makyajlı olduğundan <span id="more-3587"></span>mimiklerini bile görmekte zorlandığı bir hanım açmıştı kapıyı.Açar açmazda Sümeyye yi ayaklarından başına kadar süzerek sordu;</p>
<p>- Buyurun.Kimi aramıştınız?</p>
<p>- Ben Engin beyi aramıştım.Kendisiyle görüşebilir miyim?</p>
<p>- Neden aradınız ki Engini? Hem siz kim oluyorsunuz?</p>
<p>- Ben onun kızıyım.Adım Sümeyye.</p>
<p>- Tamam senden bahsetmişti.Buyur gel Engin içeride.</p>
<p>Genç kızın heyecanı dorukta nefesi kesiliyordu sanki.Yavaşça içeri süzülürken babasını göreceğinden dolayı müthiş bir sevinç ve heyecanı bir arada yaşıyordu şu anda.Ev oldukça lüks döşenmiş bir zamanlar burada yaşadığı durumundan eser kalmamıştı sanki.Aynı ev olduğunu söylemek o kadar zordu ki.Büyük salonda şaşalı koltuğun tekine oturmuş kır saçlı,göbekli elindeki meyve suyunu yudumlayan adama bakıp heyecanla sordu;</p>
<p>- Baba sen misin?</p>
<p>Adam şaşırmıştı.Karşısında duran genç kızı süzdü oda.Başında büyük eşarbı,topuklarına kadar uzanan pardesü ile hiç tanımadığı bir genç kız ona baba diyordu.</p>
<p>- Baba ben Sümeyye.</p>
<p>Adamın şaşkınlığı daha fazla artmış bu defa farklı bir şekilde süzdü genç kızı.Oturduğu yerden hiç kalkmadan,yüz ifadesini hiç değiştirmeden</p>
<p>- Hoş geldin. Bunca yıl nerelerdeydin bakalım? Ne kadar da büyümüşsün. Tabi senelerdir görüşmüyorduk. O annen göndermiyordu seni değil mi?</p>
<p>Sümeyye kendisini tanıyan babasının elini öpüp uzun yılların hasretiyle sarılmak üzere ona doğru yöneldi.Ama babasının bu soğuk tavrı karşısında sadece bir yabancının elini öper gibi öperek karşısına oturup,babasının sorusuna karşılık verdi;</p>
<p>- Hayır annem bana bir şey söylemedi.Sadece sana kırgındı baba. Seni en son 10 yaşındayken görmüştüm.En son annemi ve beni sokağa attığın anı,</p>
<p>- Defolun gidin sizi artık istemiyorum ben başkasıyla evleneceğim.</p>
<p>Deyişini asla unutamadım. Her baba sözcüğü duyduğumda zihnimden bu sözler geçiyordu.Her baba kızı yan yana görsem aynı duygularla bakıp kaldım bu manzaraya.Kızlarıyla sohbet eden,onları okula bırakırken yanaklarına sıcacık bir öpücük konduran her babayı gördüğümde hep içim acıdı,boğazım düğümlendi,gözyaşlarımı içime akıtarak gıptayla seyrettim onları..Sen baban yaşadığı halde baba diyememenin acısını yaşadın mı hiç? Baban refah içerisinde yaşarken sen kuru ekmeği bile bulamadığın aç kaldığın oldu mu ? Okula yürüyerek parasız ve delik ayakkabılarından su sızmış ve ayakların donmuş vaziyette gittin mi? Ya sıcağı görünce ayaklarının sızlamasını yaşadın mı hiç?Bayramlarda mahalledekilerin ellerini öperken verilen paralarla nasıl sevindiğimizi tahmin edemezsin.O paralarla günlerce geçindiğimizi de.Kışın odun kömür bulamayarak battaniyenin altında ders yaptın mı baba sen? Annenin başkalarının temizliğini yapmaktan nasırlaşan ellerini öptün mü hiç? Birinin senin için canını dişine takarak çalıştığını,ezildiğini, horlandığını, dışlandığını görerek vicdan azabı çektin mi? Karşılıksız sevdin mi baba? Yada karşılıksız sevildin mi?</p>
<p>Babası kızarak pişkin bir şekilde karşılık verdi.</p>
<p>- Ne o bunca yıldan sonra bana hesap mı sormaya geldin?</p>
<p>- Hayır. Babamı merak etmemden daha doğal ne olabilir ki?</p>
<p>Adam sarışın bayana dönerek konuşmaya başladı.</p>
<p>- Alev bu benim bahsettiğim kızım Sümeyye. Sen bize bir çay koy istersen içelim de benim birazdan çıkmam lazım.</p>
<p>Kadın umursamaz bir şekilde cevap verdi.</p>
<p>- Anladım canım o kadar aptal değilim herhalde. Ama kızının bu şekilde örtülü olduğundan hiç bahsetmemiştin.</p>
<p>- E anasına bak kızını al demişler ya. Annesiyle aynı ortamı paylaşırken düşüncelerinden de kapmış demek ki.Bizim boşanmamıza sebep olanda onun bu şekilde aşırı kapalı olması ve bana sürekli;</p>
<p>- Ne olur bey az kazan ama helalinden kazan. Ben senden hiçbir şey istemiyorum sadece Yaradanına yönelen iyi bir kul ol yeter .</p>
<p>Diye ısrar etmesidir zaten. Ah kızım az çekmedim annenden. Eve gelen misafirlere içki ikram etmez</p>
<p>- Haram olanı ben içmediğim gibi içene de ikram edemem derdi. Benim aldığım içkileri de lavaboya döktüğünü gördüğüm zaman da yerdi dayağı ama hala akıllanmazdı.Keçi gibi inat vardı kızım senin annende.O kahrolası inadı yüzünden ne kadar sıkıntı çekti.Ne olurdu sanki arkadaş toplantılarında,düğünlerde,özel günlerde şöyle başını açarak süslenseydi Alev gibi.Evde namazını kılsın ne istiyorsa yapsın ona karışıyor muydum sanki? Ama inat işte sırf beni rezil etmek için kocaman eşarp takardı başına. Her defasında da ağzından kan gelene kadar dayak yerdi de yinede uslanmaz,yapacağını yapardı.Ne vardı sanki bu kadar abartacak.Burası Arabistan değil.Annenin istediği şeylerin zamanı geçeli çok oldu.Peygamber asırlar öncesinde yaşamış ölünce de bitmiş her şey.Zaman sana uymuyorsa sen zamana uyacaksın yoksa gerici diye adın çıkar vallahi. .</p>
<p>Sümeyye donuk bir şekilde dinliyordu konuşulanları. Annesinin babasından hiç söz etmemesinin sebebini şimdi daha iyi anlıyordu. Gerçi oda hatırlıyordu bu anlatılanları.Ama babasının pişman olduğunu düşünerek kendilerinden özür dileyeceğini zannederken o daha hiddetli bir şekilde çıkmıştı karşısına.Biraz sitem biraz da kırgınlıkla atıldı söze.</p>
<p>- Ben buraya annemi attırmanı dinlemek için gelmedim. Annem Allah için yaşayan eli öpülecek bir kadın.Senin o kadar yaşattıklarına rağmen senden bahsedildiğinde sadece;</p>
<p>- Allah onu affetsin</p>
<p>Diye dua edebilecek kadar büyük bir yüreğe sahip.Her şeyden öte o beni büyüten zor şartlarda okutan ve bu yaşa getiren insan Bunları duyacağıma hiç gelmeseydim daha iyi olacakmış.Ben haftaya evleniyorum.Belki son kez babalık yaparsın ve düğünüme gelirsin diye davetiye getirmiştim sana.İstedim ki, ben büyürken yanımda olmayan babam düğünümde yanımda olsun.İstedim ki,en ihtiyaç duyduğum anlarda varlığını hissedemediğim babamın düğünümde varlığını hissedebileyim.İstedim ki,bana son kez babalık görevini yerine getir.İstedim ki,baba olduğunu ilk ve son kez hisset.Ama yanılmışım.</p>
<p>Gözleri buğulanmış ama güçlü olmak, güçlü gözükmek istercesine davetiyeyi masanın üzerine bırakarak koşar adımlarla çıkmaya çalışırken babası daha da sinirli bir şekilde bağırmaya başladı;</p>
<p>- Anladım neden geldiğini. Evleniyorsun ve paraya ihtiyacın var.Babamdan ne koparabilirsem kardır diyerek geldin yanıma. Bu el öpmeler, masum edalar da sırf bu yüzden değil mi?Bunca yıl neredeydin? Aklın başına yenimi geldi? Şimdi mi bir baban olduğunu hatırladın? Annen git babandan biraz para dilen dedi değil mi? Yok öyle yağma. Bir kuruş bile vermem.</p>
<p>Sümeyye donakalmıştı. Kendi babası,c anı, kanı nasıl olurdu da bu şekilde düşünür,onu para koparmaya gelen maddiyatçı biri diye itham ederdi? Başı çatlayacakmış gibi ağrımaya başlamış, bu rezil ortamdan bir an önce çıkmak istiyordu ama babasına son bir kez daha dönüp,kendinden emin bir şekilde,babasının gözlerinin içine bakarak karşılık verdi;</p>
<p>- Benim amacım senden para istemek olsa bile bu nasıl bir babalıktır ki benimde hakkım olan bu evde hakaretler ediyorsun. Allah şahidim olsun ki buraya gelirken bunu asla düşünmedim.Aklıma bile gelmedi.Benim amacım sadece yıllar önce bana vermen gerekirken vermediğin sevgini gösterebilmen için sana şans tanımaktı. Ama hata yapmışım.Hem de çok büyük bir hata.Allah seni ıslah etsin baba.Allah sana doğru yolu göstersin.Umarım öz kızından bile fazla değer verdiğin paranla mutlu olursun.Umarım bana bugün söylediklerinden dolayı pişman olmazsın.</p>
<p>Daha fazla konuşamadı Sümeyye. Heyecan ve neşe içerisinde girdiği kapıdan müthiş bir hayal kırıklığıyla çıkıyordu şimdi. Oysa nasıl hayaller kurarak gelmişti buraya.Babasının ona hasretle sarılacağını,uzun uzun dertleşeceklerini hatta babasının pişman olduğunu , gözyaşları içinde ondan özür dileyeceğini hayal etmişti yol boyu.Hiçbir şey tahmin ettiği gibi olmamıştı.Kalbi kırık vaziyette dönüyordu onu sevgisiyle saran annesinin kucağına.Eve gittiğinde annesinin nasırlı ellerinden öpecekti defalarca.Ağarmış saçlarını okşayacak,yüzündeki derin çizgileri seyredecekti uzun uzun.Onu bu yaşa getirene kadar emek sarf eden,sürekli çalışan annesinden helallik dileyecekti. Hakkını helal ettirmek için sarılacaktı bu yüreği kocaman sevgi yüklü kadına.Ve baba sözcüğünü kaldıracaktı literatüründen.Bir daha asla anmayacak,soranlara da öldü diyecekti.Ölüden ne farkı vardı ki babasının? Ölüler onun kadar canını acıtamazdı.Onun kadar yüreğini sızlatamazdı.Onun gibi acı çektiremezlerdi.Kafasındaki düşüncelerden arınmak istiyor<br />
du.Okunan ezanı hatırlayarak en yakın camiye giderek abdest almaya başladı. Abdest suyu rahatlatmıştı onu. Ferahlamış, siniri yatışmış içi rahat bir şekilde girdi camiye.Caminin atmosferi onu daha fazla rahatlatmış,gevşetmişti.Kafasındaki tüm olumsuz düşünceleri silip atmış Rabbinin huzuruna gelmenin coşkusuyla durdu namaza.O şimdi Rabbinin huzurunda kıyamdaydı.Çevresinde ki pek çok insan maddiyatın,makamın,statünün,kendilerinden üstün gördüklerinin huzurunda kıyama dururken o,onu yoktan var edenin huzurunda kıyamdaydı.Ve her rekatta tekrarlıyordu.</p>
<p>‘Bütün hamdler alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.</p>
<p>O Rahman’dır,Rahim’dir.</p>
<p>Din gününü sahibi odur.</p>
<p>Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.</p>
<p>Bizleri doğru yola ilet.</p>
<p>Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna,gazab ettiklerinin yoluna değil’</p>
<p>Ne güzel bir duaydı.İnsanı rahatlatan ama bir yandan da sorumluluklarımızı hatırlattığı için omuzlarımıza ağırlık bindiren bir dua.Ve secde Rabbine en yakın olduğu yerde heyecanı daha fazla artmış,başını kaldırmak istemiyordu.Kimlere secde eder insan farkında olmadan? Kimlere boyun eğer?Neleri ilahlaştırır bilinçsizce? Rabbin önünde eğilmesi gereken bu başlar kimlerin huzurunda eğilir? Ne için ,kim için yapılır bu dualar? Selam verip kalbi titreyerek dua etmeye başladı.Babası bu haldeyken o,gerçekleri gördüğü için,Yaradanına yöneldiği ve başını sadece Rabbin huzurunda eğdiği için,zorluklara aldırmadan inandığı değerler için mücadele eden bir Anneye sahip olduğu ve yine aynı değerlere sahip bir eş bulabildiği için dua etti bol bol.Kur’an da sık sık okuduğu bir dua geldi aklına sonra.İbrahim aleyhisselamın yaptığı bu dua onun dilinden pek düşmez sürekli tekrar ederdi.;</p>
<p>‘Rabbimiz,beni ve benim soyumdan gelecek zürriyetimi namazında daim kıl.Rabbimiz, dualarımı kabul et.Rabbimiz, o büyük hesap gününde beni,Annemi,Babamı ve bütün inananları bağışla’</p>
<p>Yüreği titreyerek yaptı bu duayı.Daha önceleri tanımadığı babası için bu şekilde dua ederken şimdi tanıdığı ama onun inandığı değerlere karşı çıkan birisi olduğunu gördükten sonra daha farklı geliyordu bu dua.Onun gerçektende çok fazla ihtiyacı olduğunu düşünerek,bir daha bir daha yineledi duayı.Her defasında Kalbinin sıkışmasına,gözlerinden akan yaşlara aldırmadan tekrarladı defalarca.</p>
<p>Namazı bitmiş camiden çıkarak deniz kenarındaki banka oturmuş,derin düşüncelere dalmıştı Sümeyye. Uçsuz bucaksız denize baktı uzun uzun.Hafifçe dalgalanan bir çarşaf gibiydi.Sonu gözükmeyen bu insanı dinlendiren maviliği Allah tan başka kim yaratabilirdi ki? Kim bu kadar muntazam bir şekle sokabilir,taşmasına kim engel olabilirdi ki? Bank’ın etrafındaki rengarenk çiçeklere baktı sonra.Hapsi birbirinde farklı,değişik şekilde ve değişik kokuda bu muhteşem manzarayı kim yaratabilirdi o yüce yaratıcıdan başka?Ya ağaçlar her mevsim başka başka meyve veren,sonbaharda dökülen yaprakları ilk baharda tekrar dirilten kimdi? Kafasını kaldırıp bulutlara,masmavi gökyüzüne,karşıda parlayan güneşe,bir yere takılı olmadan öylece uçan kuşlara bakarken sık sık okuduğu ayetler geldi gözünün önüne.Mülk suresinde geçen ayet ne kadarda güzel açıklıyordu bu olayı.</p>
<p>‘Onlar üstlerinden dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmanda başkası tutmuyor.’</p>
<p>Gözleri etrafını taradı sonra.Her şey ne kadar mükemmel,ne kadar muhteşem.Hiçbir aksaklık, bir düzensizlik,bir çarpıklık ve göze hoş gözükmeyecek bir şey yoktu.Sonra yine okuduğu Ayeti kerime geldi aklına tebessüm ederek tekrarladı Ayeti kerimeyi,</p>
<p>‘O,biri diğeriyle tam bir uyum içinde yedi kat gök yaratmış olan Rahman’ın yaratmasında hiçbir çelişki ve uyumsuzluk göremezsin.İşte gözünü çevirip gezdir,herhangi bir çatlaklık görüyor musun?Sonra gözünü iki kere daha çevirip gezdir.O gözlerin umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.’</p>
<p>Sümeyye Ayetlerle buluştuğunu,bütünleştiğini hissetti.Kalbi daha fazla rahatlamış bir şekilde mırıldandı.</p>
<p>- Yarabbi,sen bizler için ne güzellikler yaratmışsın.Biz nankör kulların bunları akletmekten uzak kendimizi müstağni görerek bu dünyada temelli kalıcılar gibi böbürleniyoruz.Tüm bu güzellikleri görerek sana dönmeyen insan aptal olmalı.Bu muhteşem Yaratıcıya iman etmeyen bir kul akılsız olmalı.Hepimiz bir araya gelsek senin yarattığın bir sineğin kanadını bile yaratmaktan acizken senin Yaratıcılığından şüphe duyanın haline acırım.Rabbim sen bizleri ve tüm bunları görmekten uzaklaşarak mal varlığının onu kurtaracağını düşünen babamı doğru yola ilet.Bizleri senin yolunda gidenlerden eyle.Sana hakkıyla kul olan,sana hakkıyla ibadet edenlerden eyle Yarabbi..</p>
<p>Sümeyye vaktin oldukça geç olduğunu hatırlayarak eve gitmek üzere yola koyuldu.Gözüne takılan her şeyin yaratıcısını düşünerek,şükür ederek yoluna devam etti.</p>
<p>Nihayet eve geldiğinde Annesi mutfakta yemek hazırlamakla meşguldü.Üstünü çıkarıp Annesinin yanına giderek sımsıkı sarıldı Tüm günün özlemiyle,yaşadıklarının şokunu atmak istercesine sımsıkı sarılarak için için dua etti yine.Böyle bir anneye sahip olduğundan dolayı.Böyle bir hayatı yaşadığı için.Annesi de durumu anlamıştı.Ona soru sorarak daha fazla üzmek istemedi.Gerektiğinde onun anlatacağını biliyordu.Sessizce yediler yemeklerini.</p>
<p>Bir hafta çok çabuk geçmiş düğün günü gelip çatmıştı. Sümeyye gelinliğin eşarbını takarken bir taraftan da gözü kapıdaydı.Olur ki babası pişman olarak gelebilir,bu defa özür dileyerek ona sarılıp özlem giderebilirlerdi.Düğün boyunca bunun hayalini kurup durdu.Ama akşam olup düğünün bitmesiyle hüzün çökmüştü yüreğine.Babası gelmemiş,haberde göndermemişti.Üstelik birde Annesini yalnız bırakıyor olmanın hüznü de eklenince göz yaşlarına hakim olamadı.Yakın arkadaşları ve annesi onu teselli etmeye çalışırlarken o kafasındaki bu düşünceler,dilinde yine dualar la yeni evinin yolunu tutmuştu.</p>
<p>Aradan bir ay geçmişti ki babasının kalp krizi geçirdiğini ve hastanede yattığı haberi geldiğinde gidip gitmemek düşüncelerine dalmıştı. Gitmediği zaman olur ki babasının ölümünden sonra pişman olabilirdi.Bu pişmanlığı yaşamamak için gitmeye karar verdi.Akşam işten dönen eşine anlattı olan biteni.Kararsızlığını da anlatınca eşi olgun bir edayla;</p>
<p>- Gidip,gitmeme kararını ancak sen verebilirsin.Benim bu konuda sana bir yaptırımım olmaz.Ben sadece eğer istersen seninle gelebilirim.Bunun kararını en iyi verebilecek kişi sensin.En iyi ve en doğru kararı vereceğine de inanıyorum.Bu gün bir olay okudum sana anlatayım mı Sümeyye?</p>
<p>Sümeyye şaşırmıştı. Ciddi bir konu konuşurken olay anlatma da nereden çıkmıştı. Eşine şaşkınlığını hissettirmeden yavaşça</p>
<p>- Sen bilirsin diyebildi sadece. Eşi karşısına oturarak anlatmaya başladı.</p>
<p>- Bir alim her gün etrafında toplanan kişilere bir şeyler anlatır,onların yapması ve yapmaması gerekenleri Ayet ve Hadislerle açıklarmış. Buna rağmen aralarında kırgınlık olan bu cemaate bakarak şöyle demiş;</p>
<p>- Arkadaşlar yarın sizden birer poşet patates getirmenizi istiyorum.</p>
<p>Dinleyenler şaşırmış birbirlerine bakarak şaşkınlıklarının ifade etmişler ama sebebini hiç biri sormamış. Ertesi gün patates dolu poşetlerle gelmişler toplantı yerine.Alim getirilen patatesleri ortaya boşalttırarak;</p>
<p>- Şimdi boş poşetleri elinize alarak Kırgın olduğunuz ve affedemediğiniz birinin adının baş harfini kazıdığınız patatesleri teker teker doldurun. Her kes için bir tane ama unutmayın.</p>
<p>Homurtular arasında söyleneni yapmışlar. Bazılarının ağzına kadar dolan bazılarının ise yarım kalan poşetlerine bakarak devam etmiş alim.;</p>
<p>- Şimdi bu poşetleri bir ay boyunca nereye giderseniz taşıyın. Ama sakın elinizden bırakmayın. Sürekli elinizde taşıyacaksınız tamam mı?</p>
<p>Dinleyenler şaşkın bir vaziyette ;</p>
<p>- Bu Alim bizimle dalga geçmez herhalde. Yıllarını ilime veren birinin dediği mutlaka mantıklı bir şeydir.Mutlaka bize faydası olan bir şeydir.Yapalım bakalım .</p>
<p>Ellerinde dolu patates poşetleriyle ayrılmışlar. Bir hafta sonra bir araya geldiklerinde her birinin farklı bir şikayeti vardı.Kimi ağır olduğundan,kimi artık kokmaya başladığından,kimi bundan sıkıldığından,kimi de sürekli taşımaktan utandığından dem vurarak bir ay boyunca bunları taşımanın imkansızlığından yakındıklarını duyunca Alim onlara dönerek;</p>
<p>- İşte bunlar affetmeniz gerekirken affetmeyerek gönlünüze taşıttığınız yüklerdir. Affetmediğiniz süresince bu yükleri de bu şekilde taşıyorsunuz farkında değilmisiniz.?</p>
<p>Sümeyye can kulağıyla ve biraz da merakla dinliyordu eşini. Anlatmak istediğini anlamış, vermek istediği mesajı almıştı.</p>
<p>- Allah razı olsun.Ne demek istediğini gayet iyi anladım. İleride gönlümde ağırlık yapmaması için babamı ziyaret etmem gerekiyor değil mi?</p>
<p>Eşi tebessüm ederek sessiz kaldı sadece. Ertesi gün</p>
<p>Sümeyye hazırlanmış ve adresteki hastaneye doğru yola koyuldu.Hastaneye ulaştığında görevliye sorarak babasının yattığı odayı bulmuştu.Kapı kapalıydı.Kapıyı hafifçe tıklatarak içeri girerken yine heyecanlı ve ürkekti.Babası kendindeydi ama serum takılı vaziyette yatıyordu.Yanında eşi Alev oturmuş bekliyordu.Sümeyye yi görünce şaşırmışlardı.Hiç beklemedikleri her hallerinden belliydi.Babasına yanaşan Sümeyye elindeki çiçekleri dolabın üzerine bırakarak meraklı bakışların üzerinde olduğunun bilincinde titrek bir şekilde;</p>
<p>- Geçmiş olsun baba.Hasta olduğunu duyunca gelmek istedim. Allah şifalar versin.Umarım önemli bir şey yoktur.</p>
<p>Alev, Sümeyyenin gelmesinden rahatsız olmuştu.Yatmakta olan eşine dönerek;</p>
<p>- Siz ikiniz konuşun. Bende dışarı çıkarak bir sigara içeyim. Birazdan gelirim. Sen de kendini fazla yorma. Sinirlenme. Sümeyye sende onu sinirlendirecek şeyler yapma sakın. Ölüm döşeğine gelince mal için millet toplanır demişlerdi de inanmamıştım. Demek ki doğruymuş.</p>
<p>Sümeyye şaşırmış ve çok üzülmüştü. Onun amacı babasının ona bırakacağı malı sorgulamak değil hele sinirlendirmek hiç değildi. Amacı sadece daha sonra pişman olmamak için ziyaret etmekti. Belki de son kez görüp helalleşmekti.Ama o bile yanlış anlaşılmıştı. Üzüntü ve kızgınlıkla cevap verdi;</p>
<p>- Benim amacım hasta olan babamı ziyaret etmek.onu sinirlendirip daha fazla hasta olmasını sağlamak değil. Mirasla, mal, mülkle işim yok. Benim derdim babamın malı değil, ama sizin derdiniz bu galiba. Beni görür görmez ilk olarak bunu gündeme getirdiğinize göre. Kimin derdi ne daha iyi anlaşılıyor. Merak etmeyin bende fazla kalmayacağım. Ziyaret edip gideceğim hemen.</p>
<p>Alev sinirlenerek dışarı çıktığında Sümeyye onun kalktığı yere otururken sordu;</p>
<p>- Baba nasılsın? Kendini nasıl hissediyorsun?</p>
<p>- İyi değilim.Öleceğim galiba kızım.. Öleceğim ve uğrunda ömrümü harcadığım malım mülküm bile beni kurtaramıyor. Öleceğim beni mezara koyup gidecekler. Öleceğim toprak olup çürüyecek, yok olacağım. Ölmek çok soğuk ve ürkütüyor beni. Ölmek istemiyorum, istemiyorum</p>
<p>Gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı Engin beyin. Ölmek aklına geldikçe hıçkırıklarla ağlamaya başlamıştı. Sümeyye şaşkındı, gözünde büyüttüğü o varlıklı babası öleceği için ağlıyordu. Şaşkındı Hiçbir şeyin mağlup edemediği bu güçlü adamı ölüm mağlup ediyordu. Şaşkındı her zaman güçlü gördüğü bu adam çocuklar gibi hıçkırarak ağlıyordu, çaresizdi. Sağlıklıyken bu hale geleceğini hiç düşünmeyen bu adamın bu denli çaresizliği ağlayarak karşılamasından dolayı şaşkındı. Sümeyye hiç bir şey söyleyemedi. Ölüm döşeğinde olan bir insana keşke lerle dolu cümleler kuramazdı. Hem ne faydası olurdu ki bunun. Alev&#8217;in odaya gelmesiyle sımsıkı kavradığı babasının elini bırakarak toparlandı. Ayağa kalkıp bir yandan da babasına dönerek;</p>
<p>- Baba benim gitmem gerek. Senin iyileşmen için dua edeceğim. Allah şifalar versin. Kapıya doğru yöneldiğinde Alev le göz göze geldiler. Sümeyye nin gelmesinden hiç de hoşnut olmadığı belli olan bu kadın için annesi ve onu terk etmişti babası. Ve o tercih edilen kadında mal bölünür endişesi taşıyordu. Karısından, çocuğundan kopararak evlendiği adamın ölmesi hiç umurunda değil, tek düşündüğü malın sadece onda kalmasıydı. Sümeyye acıyarak baktı Aleve. Mal için bu kadar kırıcı konuşan bu kadın da ölümü tadacaktı,tıpkı babası gibi belki de o da hıçkırıklarla ağlayacak geri dönebilmek için yalvaracaktı. Ama şuan bunları hiç düşünmüyordu. Düşündüğü tek şey Engin beyin bırakacağı miras ve onun ölümünden sonra rahat bir hayat sürmek. Arkasını dönüp babasına baktı babası hala ağlıyordu. Hıçkırıkları odanın içinde yankılanırken Sümeyye odadan çıkmış, bahçeye doğru yürüyordu.Öleceği için sürekli ağlayan babası aklından çıkmıyor çaresiz bir şekilde yatarak ölümü beklemesini hafızasından kazıyamıyordu bir türlü.</p>
<p>Eve geldiğinde olan biteni anlattı eşine. Eşi de üzülmüştü. Sümeyyenin üzüntü duyması onu da üzüyordu elbette. Onun bu düşünceli hali canını sıkmıştı ama yapacak bir şey olmadığını da biliyordu. Sümeyye Namazdan sonra kafasını dağıtmak,bu düşüncelerden arınmak için okumak istiyordu. Elindeki hadis kitabını açarak okumaya başladı. Peygamber efendimizle ilgili her şey o kadar dikkatini çekiyordu ki. Hz. Aişe yürüyen Kuran ifadesini kullanıyordu. Yürüyen Kuran olabilmek ne güzel bir ifade. Öyle olabilmeyi ne kadar çok arzu ediyordu Sümeyye. Ya sahabi, onlarda Peygamber efendimizle yan yana omuz omuza mücadele etmişler, yerlerinden, yurtlarından çıkarılmayı göze almışlar şehadeti tebessüm ederek karşılamışlardı. Şehadeti gülerek karşılayıp hoşgeldin diyebilmek. Ayeti kerimelerde &#8216;onlar ölü değil aksine diridirler&#8217;<br />
ifadesine muhatab olabilmek ne güzel şeydi. Hayatları şehitler gibi olanın şehadeti arzulaması kaçınılmazdı ki zaten. Hayatını boş şeylerle geçirenler korkardı ölümden. Ölümün gelmemesi için ellerinden geleni yapanlar aslında akıbetlerini tahmin edenlerdir. Hayatlarını kendileri için tüketenler Yaradanla karşılaşmaktan kaçarlar mutlaka. Ve bu karşılaşmadan korktukları için ağlarlar aslında. Gözüne ilişen bir olayı kısık sesle okumaya başladı;</p>
<p>‘Peygamber efendimizin en yakınında olan, gece namazlarında bile beraber olduğu vefakar dostu Selman hastalanmış, ölüm döşeğinde yatmaktaydı. Sad b.Vakkas arkadaşını yasta yatağında ziyarete gittiğinde onu ağlarken bulur. Vefakar arkadaş, neden ağladığını sorar kadim dostuna;</p>
<p>- Neden ağlıyorsun ey kardeşim. Bir sıkıntın, bir derdin mi var?</p>
<p>Selman çok şiddetli ağrılardan mı muzdarip. Sıkıntı ve ağrılardan ötürü hayat artık kendisine dayanılmaz mı gelmeye başlamış? Selman niçin ağlıyor? Dünyadan ve dünyanın cezbedici güzelliklerinden ayrılacağı için mi üzülüyor? Ya da ahiret hayatında orada karşılaşacaklarından mı korkuyor?Ağlamasının sebebi ne?</p>
<p>Sad’ın bu sözleri üzerine Selman ağlamasının gerçek sebebini şöyle açıklar.</p>
<p>- Ben ne dünyaya olan düşkünlüğümden ne de Ahirete olan korkumdan dolayı ağlamıyorum. Rasulullah bizden bir söz almıştı. O söze bağlı kalmamış olduğumu görüyorum. İşte ağlama sebebim budur. Sad, olur ki bu sözü kaçırmış ve daha sonra onu da ağlatabilir diye merakla sordu;</p>
<p>- Rasulullah bizden hangi sözü almıştı ey arkadaşım?</p>
<p>- O (sav) herhangi biriniz dünyadaki geçimliği bir yolcunun azığı kadar olsun demişti. Ben bunu aşmış olabilirim diye ağlıyorum&#8230;</p>
<p>Sümeyye yüreği titreyerek okudu bu olayı. Ashabın ağlama sebebi acaba bizi de aynı tesiri yapıyormuy du? Selmanı hasta yatağında ağlatan bizi de ağlatıyor mu? Sonra babasının hasta yatağında ağlaması geldi aklına. Bu iki ağlama ne kadar da farklıydı bir birinden. Selmanın ağlaması yersizdi aslında. Asıl ağlaması gerekenler bu dünyada daha fazla kalabilmek için mücadele verenlerdi. Asıl ağlaması gerekenler Rabbin huzuruna gideceklerini hiç düşünmeyenlerdi. Asıl ağlaması gerekenler Kuranı bir hayat nizamı olarak görmeyerek, Rasulün pratiğinden ders çıkarmayanlardır.Ağlaması gereken asıl biziz. Hem de hıçkıra hıçkıra</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/hasret-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yolumuzdaki Engeller ..</title>
		<link>http://www.keyifburda.net/yolumuzdaki-engeller.html</link>
		<comments>http://www.keyifburda.net/yolumuzdaki-engeller.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 15:57:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>manolya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Duygusal hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal hikayeler oku]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Yolumuzdaki engeller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keyifburda.net/?p=3278</guid>
		<description><![CDATA[Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendiside pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendiside pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacaktı?</p>
<p>Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.</p>
<p>Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.</p>
<p>Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti.</p>
<p>Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı.</p>
<p>Kese altın doluydu.Bir de kralın notu vardı içinde.</p>
<p>&#8220;Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir&#8221; diyordu kral.</p>
<p>Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.</p>
<p>&#8220;Her engel, yaşam koşullarınızı iyileştirebilecek bir fırsattır..&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keyifburda.net/yolumuzdaki-engeller.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
